|
Efendim şimdi çok hassas bir konuya değinmişsiniz.
Şehir öyle bir olmalıki insan her an oturduğu yerde, yürüdüğü an da, okulda, ibadet sıradsında yani şehrin tüm mekanlarında içinden şöyle bir geçirmeli:
İyi ki bu şehirde yaşamaktayım.
Demeliki
Beni öldürseler başka bir şehirde yaşayamam
Şimdi İstanbul öyle bir hale geldiki diyoruz ki
Beni öldürseler bu şehirde yaşayamam
Şehir estetik olacak ki şehirde yaşamak isteyelim
Şehir estetiğide öyle camla çelikle betonla olmaz
Şehrin içinde doğada olacak ki yaşanılsın
Cafelere gidince dışarda asmanın yarattığı gölgenin altına oturup bir çay içerken karşı kaldırımdaki ahşap evin penceresine bakarken şehrimizle guru duymalıyız ama bunlar sadece cam ve betonla olmaz
Yeni nesil mimarlarda bu tarz yaklaşımlara rastlamak mümkün oluyor tabi
|