Bu konunun ilgi çekici bir tartışma platformu oluşturabileceğini düşünüyorum bizim için.
İstanbul'un bir simgeye ihtiyacı olup olmadığı bir çok yönüyle ele alınması gereken bir düşüncedir bence.
Ama İstanbul'un şu anki boğaz köprülerine layık olmadığını düşünüyorum. Yapısı gereği kentsel mekanda bu kadar büyük bir hacmi kaplayan ve de önemli bir işlevi yerine getiren boğaz köprülerinin kim ne derse desin zaten simgesel varoluşları olduğunu düşünüyorum. İstanbul boğazı gibi bir yerde konumlanacak, iki kıtayı bağlayacak, tarihi yarımadanın tam karşısında uzanacak bir köprü hiçbir zaman herhangi bir köprü gibi olamaz. Hatta ve hatta herhangi bir köprü bile sadece köprü olmasından dolayı diğer inşai ürünlerden farklıdır ve özel anlamlar taşır. Bu nedenledir ki köprüler hep içinde bulundukları çevrelerin simgeleri, nirengileri haline gelmişlerdir.
"Dünya"nın en simgesel köprüsünü hak eden su yolu neresidir?" diye şu anda kulağa komik gelen bir anket yapılsa herhalde İstanbul Boğazı'nın önüne kolay kolay bir yer geçemezdi.
Ben İstanbul'un tüm Dünya mimarlarına açık bir proje yarışması sonucu seçilen, formunu statik hesaplardan başka değerlere de borçlu hatta daha fazla o değerlere borçlu olan bir köprüye sahip olması gerektiğini düşünüyorum.
İstanbul'un, Boğaz'ın, tarih boyunca İstanbul'u İstanbul yapan tüm değerlerin böyle bir yarışma sürecinde tasarımcıları fazlasıyla heyecanladırabileceğini düşünüyorum.
Alıntı:
|
Semavi Eyice (Sanat tarihçisi): "İstanbul'un yeni bir simgeye ihtiyacı yok. Nasıl ki, Roma'ya simge diye bir şey konamazsa İstanbul'a da konmamalı. Bizans yapıları, Roma kalıntıları, Osmanlı dönemine ait çeşitli eserleri, kiliseleri, havraları, camileri, mescitleri, medreseleri, hamamları, çeşme ve sebilleri varken, İstanbul'un yeni bir simgeye ihtiyacı mı var?"
|
Evet, bu sayılanlar İstanbul'un tekil bir simgeye ihtiyacı olmadığını gösterebilir ama zaten kendisi bir köprü (kültürel, coğrafi...) niteliğinde olan bu kente yapılacak bir köprünün özel bir köprü olması gerekir ya da en azından özel bir köprü olmasını beklemekte bir sakınca yoktur. Böyle bir köprü de "doğası gereği" simgeleşir (şu anki köprülerin de simgeleştikleri gibi), yukarıda anlatılan süreçten geçerek ortaya çıkmışsa bakanların ağızlarını açık bıraktıracak kadar güçlü bir simge olması da beklenmelidir. Bu da kimseyi korkutmamalıdır bence.
Yukarıda yazdıklarımda aslında açık bıraktığım daha doğrusu üzerinde konuşmadığım bir nokta olduğunu düşünüyorum. Bu da "İstanbul Boğazı'nın bir köprüye ihtiyacı var mı?" sorusudur. Tabi bu, daha temel bir sorudur. "Boğazın üstünde birşey olmasın zaten, herşey denizin altından gitsin" deyip de yukarıdaki sürecin konuşulmasının baştan gereksizliğini düşünenler de olabilir. Ben kişisel olarak "köprü"ye sempatiyle bakıyorum ve kendisi köprü olan bir kentin özel bir köprüye sahip olmasını da doğru buluyorum.