Alıntı:
Orjinal mesajı yollayan: crudelia
Bu noktada şu soruyu sorabiliriz: Mimarlık eleştirisi ille de Avrupa'da kullanıldığı tarzıyla edebiyat, psikoloji vb. eleştiri tarzlarıyla mı yapılmalı? Yoksa ayrı, özgün bir yol mu bulunmalı? Bence ikincisi. Ama bunun için felsefeci ve dilcilerle ortak ve sancılı çalışmalar gerek... [/b]
|
Öncelikle mimarlığı sadece mekan yaratma sanatı diyerek sınırlayamayız. Mekanı, fiziksel çevre ve kent ölçüğünde tasarlayan bir mimarlıktan söz etmek daha doğru gözüküyor.
Mimarlık tek başına bir disiplin değil, sizin de saydığınız gibi; felsefe,sosyoloji,edebiyat ve fen bilimlerini de kapsayan geniş bir alanı kullanır. Bu nedenle de tabiki bu alanlardan hem terminoloji hemde teknik olarak yararlanır.Tasarımı felsefe ve sosyoloji den ayıramayız.Tüm manifestoların oluşması toplumun yapısına paralel gelişip değişmemiş midir?
Yerel ve evrenselin ne olduğunun tartışıldığı XXI.yüzyılda hala daha keskin sınırların çizilmeye çalışılması, arasındaki diyalektiğin çözümlenmemesi, bizi sadece geçmişi taklide çalışan bir mimarlığa götürmez mi?
Bu arada dildeki türkçeleşme çabası içinde üretilen birçok yeni kelimeyi hangimiz kullanıyor acaba? Bisiklete türk dil kurumunun karşılığı olarak türkçeleşmiş haliyle hangimiz "iki ayaklı ittirgeç" diyoruz?