Aslında her uzmanlık alanı kendi dilini yaratır. Hukuk, tıp, felsefe, bürokrasi... Hepsinin kendine özgü bir dili vardır. Kuşkusuz mimarlıgın da hem kendine özgü bir terminolojisi, hem de Türkçeye yerleşmiş -yeterli veya yetersiz- bir dili mevcuttur. Ama mimarlık, mekan yaratma disiplini olma özelliği nedeniyle, yukarıdaki alanlardan farklı olarak, sadece uzmanlara degil, toplumun bütününe seslenir... Daha dogrusu, öyle olmalıdır. Oysa Italyan veya genelde Avrupa mimarlık eleştirisinden esinlenen bizim eleştirmenler, onların edebiyat veya Lacan-vari psikolojik çözümlemelerinden etkilenerek bir benzerini Türkçede de oluşturmaya çalışıyorlar. Özü itibariyle Avrupalı olan bu yaklaşım da zaten post-modernist dil oluşturma çabalarının mimariye armağanlarından biri.
Mesele de zaten büyük ölçüde burada düğümleniyor. Bu tür bir eleştiri metni, maalesef (ayrı bir disiplin olan) eleştiri terminolojisine aşina kısıtlı bir gruba hitap ediyor.
Bu noktada şu soruyu sorabiliriz: Mimarlık eleştirisi ille de Avrupa'da kullanıldığı tarzıyla edebiyat, psikoloji vb. eleştiri tarzlarıyla mı yapılmalı? Yoksa ayrı, özgün bir yol mu bulunmalı? Bence ikincisi. Ama bunun için felsefeci ve dilcilerle ortak ve sancılı çalışmalar gerek...
|