|
Biraz Mimarlık tarihi yoklaması yapabiliriz sanırım.
Öncelikle mühendisliğin getirdiği statik olarak bir yapının üzerindeki yüklerin kontrol edilebilir olmasını yadsıyamayız.
Fakat insanlık bu noktaya biraz da içgüdülerini ve deneyimlerini kullanarak geldi.
Stonehange Dünyadaki en eski 'yapı' olarak tanımlanır, burada dev kayalar yatay ve düşey kullanılarak ilk statik olarak kararlı hale geçmiş mekan meydana getirilmiştir.
Antik yunandan bu yana monoblok kayalar yükün zemine aktarılmasında kullanılmış ve çoğu yüzyıllardır ayaktadır. Ben o monoblok kayalardan karot alınıp çekme-basma testlerinin çok ince yapıldığını sanmıyorum.
Bütün zemin mekaniği hesaplarını alt üst eden bir doğa olayı bize kalıplaşmış fikirlerin işe yaramayacağını hatırlatır 'deprem'... Çünkü karşı kuvvetin nereden nasıl geleceğini asla bilemezsiniz... Bununla ilgili Meksika örneğini verdiğinize göre ' Torre Mayor' kulesinin statik çözümlerini incelemeniz gerekir. Eğer depreme karşı koymayı kafaya taktıysanız bu yapıdaki mühendisliği analiz etmek gerekir.
Bir temel atılırken pabuçların mümkün olduğunca kaya zemine oturması istenir, kayayı bulana kadar derine inildiği olur. Benim nacizane temel bilgilerimle anladığım deprem anında 'frenaknsı' zemindeki kaya kütlesiyle aynı olan yapı rijitliğini korur. Yani yapı kayanın bir parçasıymış gibi hareket eder ve daha az hasar görür diye düşünüyorum. Frekanslar çakışırsa yapı rijitliğini yitirir, ya yıkılır ya da ciddi hasar görür. Ozaman doğanın kendi düzenini anlayıp onunla dans etmek daha akıllıca olur gibi.
Yada tamamen bağımsız hareket eden hareketli kolon sistemi(japonların Selimiyede görüp geliştirdiği çözüm). Bunun arasında kararsız kalanlar yıkılıyor.
__________________
R&R
En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 26-06-2008 10:20
|