Yapıyı her isteyenin gezip-görmesine izin veriyorlarmı bilmiyorum. Ancak ben gruba ait diğer gazetenin Ankara Temsilciliği olarak kullandığı bir yapının, yenilenmesi işi için gitmiş ve gezmiştim.
Neredeyse hergün önünden geçtiğim ve inşa sürecini izlediğim bir yapı. Açıkçası betonarme bittiğinde çok daha etkileyiciydi. Çok çok iyi bir kalıp işçiliği (işvereni ve müellifi de düşünüldüğünde) bitmiş ürüne ilişkin beklentimi oldukça yükseltmişti. Oysa yapıyı gezdiğimde bir parça hayal kırıklığı yaşadım. Ancak, o sırada yapının bir kaç katında düzenlemeler devam etmekteydi.
Anlatayım:
İlk şaşkınlık yapıya girildiği anda yaşanıyor. 4 katlı bir atriuma hazırlıksız ve bodoslamadan giriyorsun. Girer girmez o görkemli atriumun zemininde kaybolmuş, ortamı solumanıza bile fırsat vermeyen güvenlik kontrol eleman ve ekipmanları ile karşılaşıyorsun. Güvenli olduğunuz anlaşılıp bariyeri geçtiğinizde atriuma dahil olabiliyorsunuz ve başınız doğal olarak aşağıdan yukarıya doğru yönelip mekanı algılamaya çalışıyor.
Bir küpten, küpü oluşturan 4 kare prizmadan biri eksiltilerek elde edilmiş bir atriumla başbaşasınız. yalın,anlaşılabilir bir ana mekandasınız. Ancak atriumun iki yanında ve L biçiminde atriumu saran katlar, döşeme izi ve parapetleri dışında ana mekana katılmıyorlar. Yürüyorsunuz ve 3 mt yüksekliğinde bir kat holüne ulaşıyorsunuz. Merdiven ve asansörlerin bulunduğu aralık bu hol dediğim. 10 mt'den fazla yükseklikten 3 mt yüksekliğindeki kat holüne de pat diye geçiyorsunuz. Bu arada atriumun çekirdek ile ana girişi bağlayan koridor (insan deviniminden okunan ama yapısal olarak tanımlanmamış) dışındaki bölümü kullanılmıyordu. Katlara çıktığınızda çekirdeğin önünde ve arkasında bulunan açık ofislere ulaşıyorsunuz. Merdivenden yada asansörden çıktığınızda galeri boşluğunu görmeniz için başınızı o yöne çevirmeniz gerekiyor.
Yapıya girmeden önce mimar olarak, cam küpten patlayan (veya saran) perfore sacla giydirilmiş bölümleri ve doğallıkla perforasyonun mekandaki karşılığını merak ediyorsunuz. Mekanlarda özel bir karşılığının olmadığını söyleyebilirim. Bunu da şöyle anlatabilirim sanırım; açık ofisin batıya bakan çeperleri çoklukla renksiz cam iken (yani mekanın büyük bölümü cam ve batıya bakıyor) güney çeperin bir kısmında perfore sac var. O yüzeyleri gösteren fotoğraf karesinin yanıltıcı olduğunu söylemeliyim. Çünkü Fotoğrafı çekilen perfore yüzeyin hemen sağ tarafı döşemeden döşemeye ve olduğu gibi cam. Üstelik batı çeperi.
İkinci ve büyük şaşkınlığımı da sac yüzeylerin tarif ettiği hacimlerde yaşadım. BALKON! Evet balkonlar çevrilmişti o sac levhalarla. Ve arkasındaki ofislerden sac levhaların kutu profil konstrüksiyonu da görünüyor. Hatta çıplak gözle daha da fakediliyor. Burada şunu da söylemek gerek, görülsün diye yapılmamış ama farkediliyor.
Demem o ki, sac yüzeylerin mekansal yada optik bir karşılığı ihmal edilebilecek kadar az. (cümle yok demenin haksızlık olacağı düşünülerek kuruldu). Cephedeki sac yüzeylerin iç mekandaki tek karşılığı asma tavanlar. Asma tavanlar aynı malzeme ile yapılmış, perfore olduğu için de havalandırma menfezleri asmatavan yüzeyinde değil, arkasında bırakılmış. Yapının ilgimi çeken detaylarından biriydi bu.
Yapım sorumlusuna işletme maliyetinin makul olup olmadığını sorduğumuzda (malum tüm yüzeyler camdı, sacla çevrili balkonların arkası da dahil. Üstelik oldukça büyük ve katlar boyunca devam eden bir boşluk da var iken...) aldığımız yanıt '' ısınan hava yükselir, soğuyan hava çöker''di.

Aylardan marttı yanılmıyorsam.
Sonuç elbette ''kötü bir yapı'' değil ancak, Ulusal Mimarlık Ödülü almış bir yapı hakkında yazıyorum. Ömer Yılmaz'a ''en iyi yapı'' konusunda emin olmadığımı da not düşmek istiyorum. Vadettiğinin çok çok azını veren bir yapı diyebilirim.
Sac yüzeylerinse algıya yönelik tasarlandığını düşünüyorum. Yada sigara yasağına mimari bir çözüm(!)
Not: Çankaya Belediyesi balkonların tamamının kapatılmasına nasıl izin verdi bilmiyorum. Kendileri tarafından uzun zamandan bu yana YASAKlanmıştı! Tel bile çekilemiyordu. En azından bize izin vermediler kaç kez.