|
Uğur Tanyeli'nin şubat 2007 Arredamento Mimarlık Dergisindeki başyazısından aynen aktarıyorum,okumayanlara da tavsiye ediyorum;
Türkiye'de kimlik ve özellikle de kimlik kaybı merkezli mimarlık söylemleri bitmez tükenmez bir ilgiye mazhar olur.Örneğin,biz Türkler kimliğimizi yitirme tehlikesiyle yüzyüzeyizdir;kimliğimizi yitirmişizdir;kentlerimiz kimliğini yitirmektedir;sahte kimlikler peşinde koşmaktayızdır;gerçek kimliğimiz bu değildir.Hepsinin olağan sonucu da mimarlığımız kimliksizleşmektedir.Durumdan vazife çıkarıp,onu yapının mikro ölçeğinden kentin makro ölçeğine dek "gerçek" kimliğimizi yansıtacak hale getirmemiz gerekir.
Her yeni kuşaktan sayısız insan bu ve benzeri söylemlerin altına imzasını atmakta tereddüt etmez.Ne var ki,kolay ikna eden,bildiği gerçeği dile getiren,altına düşünmeksizin imza atılan her sözün biraz düşünülünce "içeriksiz" olduğu farkedilir.Bazense içeriği gözüktüğünden farklıdır.
..........................................................
Sonuç bölümü;
"Kimliğimizi doğru yansıtan bir mimarlık yaratmak,sahte kimliklerden sıyrılmak" gerektiğini söyleyen herkes,ne denli tehlikeli bir söylemin kapısını açtığını umarım bir gün gelir kavrar.Ne yazık ki bu gibi özcü söylemlerin kapısı açıldığında,sonuçlar hemen daima Pnadora'nın kutusunu açmak gibidir.İyi niyetli meraklılar açarlar ve devasa toplumsal yıkımlar pahasına da olsa,onu bir daha kapatmak kolay kolay mümkün olmaz.Kısacası,mimarlıktan kimlik bağlamında konuşmak "en hafif deyişle" seyrek olarak masum bir edimdir.
|