Tek Mesaj Görüntüle
Eski 26-05-2008, 20:56   #14
yilmaz
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 61
Ülkemizde henüz çok yeni bu projeler.
Batıda ise ikinci dünya savaşı sonrasında başlamış halen daha devam ediyor. Gerek Arkitera’da gerek Mimdap’ta yayınlanan projelerin önemli bir kısmı “kentsel dönüşüm”ler kapsamında hazırlanmış projelerdir. Ancak bizim çok sağlıklı olmayan meslek ortamımızın tavrı biraz farklı;
sözgelimi meslek odası daha projeler ortaya çıkmadan dava açtı. Hem de tüm toplantılara katılmış olmasına rağmen “dava dilekçesine” haberi olduğu tarih diye garip bir madde koyarak. Neden? Çünkü bu günkü yönetime oy veren kesimin bir bölümü bunu kenti koruma zannediyor. Halbuki bu alanın bir depremde çok ciddi hasarlara açık olduğunu görmüyorlar. Ayrıca onun dışında bu alanın batı ülkelerinde mimarlara iş sağlayan çok önemli bir alan olduğunu bile henüz görmüyorlar. (Geçen yıl Fransa da uygulaması yapılmakta olan iki tane proje üzerinde çalıştık: birisi bir fabrikanın dönüşümüydü. Diğeri yine bir fabrikanın artık mevcut olmayan gabarisinin kullanımı üzerineydi ve kentsel dönüşüm adı altında yapılıyordu) Bizde karşı çıkıyorlar neden? çünkü kimileri “bunu ancak ben yaparım başkası yaparsa engel olmalıyım” düşüncesinde. Kimileri ise “bu işin böyle yapılabileceği ortaya çıkarsa benim yıllardır savunduğum tezlerin yanlış olduğu anlaşılır” endişesinde. Bölgede oturanlar kat adedinin arttırılarak kendilerine daha fazla alan verilmesinin peşinde (hatta bunun için odanın desteğini bile talep etmişler)Yerel yönetimler başarılı olmanın peşinde ve tüm bu aktörler çok ince dengelerde bir araya geliyorlar.

Eğer ortam müsaitse yaptığınız çalışmaları daha çalışmanın bitiminde ilgili sokakta sergilersiniz. Tıpkı geçmişte İzmit’te, Muğla’da, Amasya’da…… daha birçok yerde yaptığımız gibi. İnsanlar geldiklerinde bir menfaat söz konusu olmadığını gördükleri zaman içleri rahat ayrılırlar. Ama her yerde bu mümkün olmaz. Ayrıca ortada sağlam bir finansman olmadan da bu tür projeleri hayata geçiremezsiniz.
Bunlar gerçekten kolay projeler değiller. Normal olarak bir mimari büroya bir parsel projesi siparişi verildiği zaman süre de bellidir ve çoğu durumda en fazla onbeş gündür. O da eğer tasarımı yeniden yapacaksa, yoksa eskinin çekmece şimdinin copy/paste/strech projelerini proje yerine koyarsak bir kaç saat.... onun da çoğu ozalitciye gitme gelme süresi. Burada bunların hiç birisi söz konusu değildir. Her detayı ince ince düşünmek zorundasınız. Öyle ki avan proje safhası bile uygulama projesinden detaylı olmak zorundadır. Han bürolarında yapılan ve damga pulu işlevi gören projeler çoğu kez toplum tarafından masum sayılırlar, göz yumulurlar ve sorun edilmezler. Mimarlar odası onlara karşı en ufak bir girişimi yoktur. Nitelik arayışları, iddiaları… yoktur. Halbuki İstanbul'un neredeyse tamamı bu projelerle katledilmiştir. İddiasız proje bir kentte bir kent cinayetidir.

Dünyada kentsel dönüşüm projelerine bakılınca durum farklıdır. Çünkü tek bir parsel söz konusu değildir. (bu arada dünya parsel boyutunu aşalı yıllar oluyor) en azından bir ada hatta daha büyük alanlar sözkonusudur. Projenin sosyal yönü vardır (en zor tarafı da budur çünkü insanların imkanlarını geliştirmeniz gerekir.) (Halbuki parsel bazında yapılan çalışmalarda bu yoktur), Ekonomik boyutu vardır (yani finansmanını çok karmaşık sistemler içinden bulmanız gerekir), Altyapı boyutu vardır. Çünkü ortaya çıkacak sorunları da önceden düşünüp çözmeniz gerekir. Estetik boyutu vardır çünkü mevcut bir dokuya çağdaş mimari açısından bakmanız gerekir. Sürekli geri dönüşler vardır çünkü bu tür projeler doğaları gereği tartışılırlar. Ve bizim gibi hukuki altyapısını oluşturamamış sonucuna bakmadan olura olmaza dava açan meslek odalarının olduğu bir yerde bu tartışmalar mesleki boyutta değil politik boyutta geçer. Projeler ise politika ortamında kimsenin umurunda değildir. Ayrıca eleştirileri de sloganlaşmış kalıplarladır –"bu bir yağma projesidir" derler, "bu rant projesidir" derler- proje ne olursa olsun aynı kalıplar kullanılır.

İnsanların evlerinden kovulduğu söylenir ama yapıların yarısının boş olduğu gizlenir. Deprem kelimesi mimari sorumluluğu da hatırlattığı için unutulur. Çöküntü kelimesi anlamsızlaşır.
Dil sınırlanmıştır. Kelime haznesi de daralmıştır artık.

Davranışlar da garipleşir: 95 planlarında olduğu gibi dava açarlar plan iptal olur sonra iptal olan planın yasını tutarlar. (3 emsaldi 10 emsale çıktı derler) Hani timsahlar da ağlarmış… Bu arada ortaya çıkan boşlukta gerçek anlamda "yağma" "talan" alır başını gider mimarlık ise neredeyse yapılamaz hale gelir. Kimin umurunda?

Bu tür projelerde özellikle Türkiye’de sonucun başarılı olması ise çok fazla etkene bağlıdır çünkü toplumumuz batılı anlamda örgütlenememiştir. Modelleri eksiktir. Örneğin Kocaeli nde yapılan bir çalışmada (bu tür projeler için organize sanayi bölgelerinin örgütlenme modelinin kuran) sanayi odası sekreteri “organize kültür bölgesi” gibi bir tanım önermişti. Çünkü hukuki statü bulamıyorduk. Bir deprem Valisi “benim evimin banyosu akıyor onu da yapın” demişti. Halka gelince evinin çatısını yaptığımız (çünkü çatı yoktu ve yağmur kar evin içine yağıyordu) bir adam kirası arttı diye bizi şikayet etmişti. Bu uzun yıllar bir kötülük işareti olarak anlatıldı. Kimsenin evin içen yağan kara yağmura baktığı yoktu.

Yine Avrupa Topluluğu’nun Türkiye’de bir örnek gösterme girişiminin amacı da yeni toplumsal örgütlenme modellerinin tanıtımını yapmaktı. (İlk Fener Balat projesinin amacı) Ama olmadı o tarihte Toki kredilerinin bile on yılı aşan yapılarda kullanılmasını kabul ettiremedik. Türkiye katkı koyamadı. (Avukatımız Derviş Parlak’ı bir kez daha anmak isterim) En sonunda “madem öyle alın bu parayı ne yapabiliyorsanız yapın” diyerek işin içinden çıkmışlardı.

Onun için şeffaflık evet gayet tabi. Tartışma kesinlikle. Yarışma ile proje elde etme. En büyük temennim, hayalim.(çünkü gelişmişlik işaretidir bu, tıpkı tüm kamu yapılarının hatta özel yapıların da yarışmalarla elde edilmesi gibi) Ama burası Türkiye. Sınırlar var ve sınırlar sanılandan çok daha dar. Sınırları genişletmek zorundayız; zaten MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN sloganının kastettiği de bu değil mi?

Yukarıda koşulları özetlemeye çalıştım ama umarım bunları sorunsuz, rahat, her aşaması şeffaf ortamlarda gerçekleştirebilmek için günün birinde yeteri kadar gelişmiş oluruz.

Yılmaz Kuyumcu
__________________
galatalıyım

En son yilmaz tarafından düzenlendi : 26-05-2008 21:26.
yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla