|
Türkiye'de mimarlık yapan herkes, yarışmalara girenler, girmeyenler , topluma ve kültürümüze malolacak eserlere imza atanlar Anadolu'da ve Türkiye'de nereleri görüp mimar gözüyle incelemediğinin bir listesini yapmalı bence. Sonra bu listeyi yok etmek için belirli bir plan yapmalı...( söylemesi kolay diyenleri duyar gibiyim ) ama bu mümkün... ve gerekli.
Öncelikle Türkiye üzerindeki mimarlık adına yapılmış her türlü eserin altyapısını ve kültürünü kavramadan Avrupa mimarlığını anlamaya çalışmanın yüzeysel kalacağını düşünüyorum.
Avrupa mimarlığını Yunan mimarlığının takliti falan gibi görmek sizin vizyonunuzla alakalı bir durum. Fakat burada ' birini yüceltmek için, diğerini yerin dibine geçirme' hastalığı var, bu hataya düşmeden objektif yorumlar yapmaya çalışırsak geliştirir bizi.
Bizim mimarlığımızda ne kadar Yunan etkisi varsa, Avrupa mimarlığında da o kadar etkilidir. Örneğin öncelikle Ayasofyayı detaylı gezmeyen birinin , Selimiye yi ne kadar anlayabileceği tartışma konusudur.
Avrupa'yı tam olarak gören bir mimarın , Dolmabahçe'yi anlayışı da benden farklı olacaktır mutlaka...
Yani öncelikle bir merkeze oturacak kültürel altyapı oluşturmadan, yani bulunduğumuz çoğrafyanın geliştirdiği felsefe ve mimarlığı özümseyip bunu 'modern' toplumsal hayatımıza yansıtmadan, çamurda patinaj yapıp duracağımızı düşünüyorum... Yaptığımız hiçbirşey kültürel ilerleyişimizde sağlam bir taş olmayacak, uykuya dalmakta zorluk çekecek mimarlar, hep huzursuzca uyanıp geceleri projelerini inceleyecek... Kafası karışık dolaşacak...
Avrupa görmüş Belediye başkanlarına sözüm: Anadolu görmemiş, mercedesinden inip kaldırımda yürümemiş, İstanbul'u gezmemiş, Selimiye'yi görmemiş, Kapadokya'yı gezmemiş,... Belediye başkanları... Kenti bilmeden kenti dönüştüren belediye başkanları, önünüzde iki mimar elpençe divan olunca doğru işler yaptığının yanılgısında kentleri şekillendirmeye devam edeceksiniz...
__________________
R&R
|