Alıntı:
Orjinal mesajı gönderen: aysen ciravoglu
Dilerdim ki sizler de aranızda tartışın. Farklı düşünceler olsun; bizler de bunlardan yararlanalım. Bizim göremediğimiz, saptayamadığımız problemleri de ele alalım. Yoksa "bakın öğrenciler de bizimle aynı düşüncedeler" demek için yapılmış bir toplantı oluyor, oldu.
|
6 kasım'da aramızda olduğunuzu söylediğinize göre, tartışılanları tekrar özetlemeye gerek duymadan, size kısaca yanıt vermek istiyorum. (Bildiriyi yazan kişi olmam nedeniyle bu konuyu da sahiplenmek zorunda hissettim kendimi

)
Şimdi şu örtüşen, ancak "copy/paste" olmasından dolayı endişe içeren konulara bir bakalım..
Bildirideki sıradan gidersek.. Önce ÖSS sınavı konusunda örtüşen düşünceler gözüme çarpıyor. Forumda aramızda ÖSS mağduru diyebileceğimiz, bilinçsiz tercih yapmış arkadaşlar vardı. Ve mimar olmak için sahip olunması gerekenin "çizgi çizebilme yeteneği"nin çok daha ötesinde bir şey olduğu yönündeki genel kanıdan hareketle, öğrenci seçerken "yetenek" ölçümüne gidilmesinin de yeterli bir yöntem olmayacağı, sistemin, istekli adayların mimar olmasına öncelik verecek şekilde değiştirilmesi gerektiği, bu sayede seçilecek olan belli bir bilgi birikimine sahip aynı zamanda da istekli kişilerin, mimarlık mesleğini çok daha ileri seviyelere taşıyabileceği uzun konuşmalar sonucunda ortaya çıkmadı mı?
Mesleki yetkinin, yeterli meslek pratiğine sahip olmayan kişilerce kullanımı.. Aslında bu konuda çok farklı görüşler ortaya atıldı. Örneğin ben, eğitim sisteminin hatası olarak gördüğüm, teori ile pratiğin ayrıştırılarak öğrenciye sunulmasının faturasının yine öğrenciye çıkarılması olarak görüyorum bu diploma sonrası 1-2 yıl kadar sürmesi öngörülen meslek pratiği kazanma sürecinin ardından yetki verilmesini. Ancak ortada bir gerçek var ki, bu sene mezun oluyorum ve şu anki mevcut pratiğim ile elimdeki yetkiyi kullanmaya cesaret edemem. Ve ne yazık ki, benim kadar tecrübesiz olanların hepsi, yine benim kadar korkak değil..
Bu durumda ortaya, kuramsal bilginin paralelinde yürütülmesi gereken bir "staj süreci" kavramı çıkıyor. Tabii bir diğer "örtüşme noktası" olan "MSR"nin bu konuya getirdiği somut çözüm.. Kim aksini iddia edebilir ki?
Eğitimin süresi konusunda bildiride sıraladığım öneriler aslında bizim ürettiklerimiz ile atölyelerde çıkan çözüm önerilerinin bütününü içeriyor. Çünkü bizim sorunumuz eğitimin 3, 5 ya da 10 yıl olmasından öte, içinin nasıl doldurulacağı yönünde. Yani İTÜ'den örnek verirsek, 4 senelik eğitime uydurulmak için "sıkıştırılmış, hap haline getirilmiş" derslerimizin pek çoğunda, gerekli konular üzerinde yeterince durulması mümkün olamıyorken, öyle dersler de var ki, haftada 3 saat olan programları, aslında iki haftada 1 saate indirilecek kadar zayıf bir içeriğe sahip. Yani sorun eğitimi 5 yıla çıkartmak, 3 yıla indirmek değil, içini doldurabilmek. Bu nedenle bildiride, kendi konuşmalarımızdan not ettiğim ve aynı zamanda atölyelerde de önerilen 3 modeli sıraladım.
Akreditasyon sistemi konusuna gelelim. Haklısınız, tanım çok tanıdık: adil, ulusal, güven verici.. Aslında bu konunun üstünde daha fazla durulmasını ben de isterdim. Türkiye'deki 35 mimarlık fakültesindeki öğrenciler ve kadrolar öylesine derin uçurumlarla birbirinden ayrılırken, toplam kalitenin yükseltilmesi için öncelikle kendi kriterlerimizi belirlemek ve bu yönde saptadığımız hedeflere ulaşmaya öncelik vermek ilk işimiz olmalı diye düşünüyorum. Ama bunun sadece başvuru yapmış herhangi bir üniversitenin belli bir puan sistemi üzerinden değerlendirilmesi olarak kalmaması, mimarlık yapmak isteyen öğrencilerin tercih yaparken ÖSS puan sistemindeki yüzdelik dilimine bakmakla kalmayıp (çünkü bu dilimleri oluşturan talep, yalnızca kalite üzerinden değil, üniversitenin bulunduğu il, ekonomik koşullar, vs.. üzerinden şekilleniyor), işte bu sistemle belirlenecek gerçek niteliklerine göre de kararını verebilmesini olanaklı kılmalı. Yine dediğim gibi, 6 Kasım'da tartışılan konulardan biri de bu olmakla birlikte, üzerinde fazlaca yorum yapılmadığından dolayı, bildiriyi kaleme alırken öznel olmamaya gayret sarfettim..
Meslek içi eğitim konusu da akreditasyon konusu gibi, gündeme, atölyelerde verilen örnekler üzerinden geldi. Sürekli eğitim programlarının, mesleği sürdürecek kişiler tarafından takip edilmesinin ve kendilerinden beklenen sertifikasyonları sağlamaları halinde belirli alanlarda çalışabilmelerinin olanaklı kılınması biz İstanbul'da yaşayan mimarlar ve mimar adayları için çok göz önünde bir kavram. Zaten bu yarış ortamında da aksi düşünülemez. Fakat gerek 6 Kasım'da, gerekse daha önce büyük şehirlerin dışındaki mimarlık fakültelerinden öğrenciler veya öğretim üyeleri ile bir araya geldiğimiz platformlarda görüyoruz ki, kadroların son derece yetersiz olduğu, eğitimin büyük ölçüde "pratisyenler" tarafından yürütüldüğü fakültelerde ve "yarış" ortamından söz edilemeyen bölgelerde durum çok farklı.
Bu bölgelerde yer alan eğitim kurumlarında, "var olan ile yetinmemeye", sürekli meslek içi eğitimin niçin gerekli olduğuna yönelik çalışmaların, Türkiye'deki önde gelen mimarlık fakülteleri ya da onların öncülüğünde oluşturulacak kurumsal bir yapı tarafından yapılması belki bu konuda iyi bir adım olabilir..
Yine aynı şeyi tekrarlamak istemiyorum ama sorunlar gayet belirgin. Tabii ki çözüm arayışları çeşitlilik göstermeli, gösteriyor da zaten. Ama uzlaşılan noktalar aynı.. Aklın yolu bir

)