|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 13-07-2007
Mesaj: 269
|
Zonguldakta okuduğum zamanlarda nadir takip ettiğim yerel bir gazetede köşe yazarı olan Alişan LİKOĞLU'nun bir yazısını paylaşmak istiyorum.Tabiki bu yazı konumuzun biraz dışına çıkabilir.Ama söz 'hitap'tan açılmışken bu yazıyı'da eklemeden yapamayacağım
AB Yolunda Hitap ve Takıntılarımız
Alişan LİKOĞLU (Zonguldak DEĞİŞİM Gazetesi, 3 Mart 2008)
Türkiye’de son 6 Yıldır çıkarılan yeni yasal düzenlemelerle çalışma, hukuk, sosyal hayat gibi pek çok alanda köklü reformlar yaşanmakta. Bu çalışmaların sebebi her şekli ile AB’ye benzeşmek. Böylelikle ilerde üyelik durumunda entegrasyonun sorunsuz gerçekleşmesi. Bu arada sadece bizde olup Avrupalının duymadığı yurdum insanına ait hasletler ne olacak? Bunları nasıl AB’ye uyduracağız ya da Avrupalılar bize nasıl uyacak belli değil... İnternetten şöyle minik bir araştırma yaptım bakın neler çıktı.
Önce birbirimize hitap şeklinden başlayalım. Bizde Avrupalı gibi ‘bay, bayan’ diye tek düze bir hitap şekli yok. Bakın biz insanlara nasıl hitap ederiz…
Usta, şef, genç, şampiyon, pehlivan, delikanlı, kaptan, dostum, kardeş, hemşerim, birader, bacım, üstat, hocam, lan, la, hödük, kuzen, baba, kopil, denyo, yenge, hocam, arkadaşım, oğlum, ulan, abi, gardaş, pissst, aloooaaa!, hoooo, ortak!, memur bey, gülüm, yiğidim, bey, hanım, kuzum, cancazım, yavru kuş, evladım, hacı, topraam, gözüm, yingee, dallama, lan zibidi, millet, güzelim, yakışıklı, hafız, bilaaader, muhterem, muhterem din kardeşim, eleman, patron, doktor, çakal…
Milletçe takıntılarımız ve Avrupalılara anlamsız gelecek hastalıklarımız var. Bunları nasıl terk ederiz bilemem.
-Arabayla yolda giderken tanıdık birini görünce arabayı şakadan onun üzerine doğru sürme, kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışma,
-Yeni atılmış bir betona basma ve isim yazma
-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma,
-En iyi arabayı ben kullanıyorum zannetme,
-Kar topunun içine taş, buz vs koyma,
-Cep telefonu kullanımının yasak olduğu ortamlarda ille de görüşme yapma,
-Belediyenin duraklara koyduğu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme
-Şahin marka arabayı, Doğan görünümlü yapma,
-Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim baş harfi kazıma,
-Derslerini çalışıp sınıfını geçenleri inek sanma,
-Mesleğimizdeki unvanımızı İngilizce olarak söyleme,
-Tiki olan insanların tikleri ile uğraşma,
-İskambil kağıtlarından kule yapan birinin kulesini bozmaya çalışma,
-Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma hastalığı,
-Reklam için duvarlara veya panolara yapıştırılan afişleri yırtma,
-Tuvalet duvarlarına yazılar yazma,
-Otobüs duraklarına seksi yazılar yazma,
-Trafikte bizi geçen bir aracı mutlaka yakalayıp onu geçmeyi ilke sayma hastalığı,
-Sinyal verir vermez şerit değiştirip kazaya sebebiyet verdiğimizde ‘sinyal verdik, görmüyon mu?’ deme hastalığı,
-Ara yollardan ana yola çıkacak araca yol vermeme,
-Ünlü birini gördüğümüzde ona el sallama,
-Ünlü birini gördüğümüzde onunla fotoğraf çektirip çok samimiyiz havası verme. Bu fotoğrafları işyerinde çerçeveletip asma,
-Otobüs durağa yanaştığında ille de ön kapıdan inmeye çalışma,
-Otobüs koltuklarını yırtma ve üzerlerine acayip acayip yazılar yazma,
-Trafikte kırmızı ışıkta dururken, yeşil ışık yanar yanmaz kornaya basma,
-Trafikte kırmızı ışıkta dururken burun karıştırma,
-Kimsenin herhangi bir konu hakkında bilgisi olmadığını anladığımız anda o konu hakkında atıp tutma,
-Elektrik, su, doğalgaz, vergi, trafik cezası vb faturaları son gününde ödeme hastalığı,
-Kar yağdığında eve bolca ekmek alma,
-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine koşup onları kaçırmaya çalışma,
-Evli olanların bekarlara ‘sakın ha evlenme’ demesi,
-Aynı filme giden insanların filmden çıktıktan sonra filmi birbirlerine anlatmaları,
-Eline silah geçen birinin hemen o silahla şaka yapma ihtiyacı duyması,
-Takım elbise giyince elini cebe sokma hastalığı,
-Tuttuğu takım galip gelince havaya silah sıkma,
-Meslek arkadaşlarına mesleki şakalar yapma hastalığı,
-"Nerelisin ?" sorusuna cevap aldıktan sonra otomatikman "içinden mi?" diye sormak,
-Sigarayı çoraba veya kulak arkasına koymak,
-Düğünlerde, eğlencelerde, toplantılarda, vb. içip olay çıkartmak,
-Kuru fasulye-pilav-cacık, at-avrat-silah, devlet-mafya-polis, kavun-beyazpeynir-rakı, Metin-Ali-Feyyaz, karpuz-peynir-ekmek vb. gibi üçlemeler,
-Yürüyüş veya dolaşma esnasında eline tespih, değnek, sopa, vb. almak,
-Yabancı dil öğrenirken önce küfürleri öğrenmek, yabancılara Türkçe öğretirken önce küfürleri öğretmek,
-Yolculuk esnasında yanındakine "Yolculuk nere hemşerim?" diye sorarak muhabbete başlamak,
-Büyüklerin yanında sigara-içki içmemek, bacak bacak üstüne atmamak,
-Mektuplarda "büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden" öpüp "kestane kebap, acele cevap" beklemek,
-Kendini tanıttıktan sonra diğer yarışmacı arkadaşlara başarılar dilemek,
-Japonları kastederek "adamlar yapmış abi!" demek,
-"Bizim askerdeyken bir çavuş vardı..." diye başlayan askerlik anıları,
-"Geldiniz mi?" veya "Siz mi geldiniz?" gibi gereksiz sorular,
-"Kim O?" sorusuna "Ben!" diye cevap vermek,
-Telefonu açan kişiye kendini tanıtmadan "orası neresi?" veya "sen kimsin?" gibi sorular sormak,
-Neredeyse herkese, her şeye takma isim bulmak,
-Misafir gelince hemen çay suyu koymak,
-"Senin paran burada geçmez!" deyip karşıdakinin eline sarılmak,
-Paraları cüzdana veya cebe koyarken Atatürk resimlerinin aynı tarafa gelmesine dikkat etmek,
-Büyüklerin "Biz sizin yaşınızdayken..." diye başlayan serzenişleri,
-Düğünlerdeki takı merasimleri,
-Askere uğurlama törenleri,
-"Hamili kart yakınımdır!",
-Yüzsüzce rüşvet istedikten sonra abartıp "Helal et" demek.
Sanırım AB’ye girmek için sadece yasaların değil bizim de baya değişmemiz lazım…
__________________
''Bir tasarım ancak biri onu kullandığı zaman bitmiş demektir''
|