27-03-2008, 17:44
|
#32
|
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 14-12-2004
Mesaj: 60
|
Metafizik ya da başka bir soyut kavram üzerine farklı düşünce yapılarının kaynaklarını, tarihsel süreç içerisindeki gelişimlerini kendi ortamları(zaman-mekan...) ile birlikte derinlemesine araştırmadan ya da en azından bir tanesini yeterince irdelemeden, ek olarak 'günümüz ortamındaki karşılığının ne olabileceğini sorgulamadan' kavramın insan zihninde yarattığı sezgisel çağrışımlar üzerinden ivedilikle yorum yapmak tabii ki doğru olamaz...Hatta aynı zamana ait farklı coğrafyalarda birbirlerinden habersiz ortaya konmuş benzer düşünce yapılarının kendi aralarındaki örtüşmelerini-farklılaşmalarını ve de aynı düşünürlerin zaman içinde kendi düşüncelerindeki değişimlerini de iyi analiz etmek gerekir...
...Başka birinin cümlelerini yeterince kavradığınızı varsayarak kişisel algılarla yeniden şekillendirmek! ve yazarının belki hiç de gönderme yapmak istemediği başka bir tarafa çekmek de mümkün...
Bu sebeple önce kendi adıma bir yanlış anlaşılmayı bizzat düzeltmek isterim;
Alıntı:
|
...Mana(Anlam) ise tasarıma referans olarak, mimarlığa bir anlam kazandırma çabalarının sonucu, hatta günümüzdeki versiyonuyla ürünü pazarlamak adına kullanılan başka türden 'bir araç/araçlardan birisi' olmuştur...
|
Belki aşağıdaki şekilde kendimi daha iyi ifade edebilirim.
... Mana(Anlam) ise mimarlığa bir anlam kazandırabilme arayışlarının sonucu, tasarıma referans olabileceği gibi, günümüzdeki versiyonuyla ürünü pazarlamak adına da kullanılabilecek başka türden 'bir araç/araçlardan birisi' olabilir...
Düşüncede olması gerekliliğini savunduğum ‘esneklik’ olgusu, başka düşüncelerden kolaylıkla ‘etkilenme’ ve bu yeni düşüncenin tamamen öncekilerin önüne geçebilmesi ihtimalinden daha kabul edilebilir bir yaklaşım fikrimce.
Forumda bu konu başlığı altında Turgut Cansever’in kimi yazılarından, kendi deyimiyle ‘teknoloji fetişizmi’ olarak nitelendirdiği bir konu hakkında ‘kesin! bir sonuca varabilmeyi umut ederek’ ve ‘mimaride teknoloji kullanımı sorgulamasında çıkış noktası bulabilme’ adına yapıldığını varsaydığım kısmi alıntılamalardan değil de, bu alıntılamalar üzerinden yapılan ‘kişisel yorumlardan’ kaynaklanan ‘kişisel görüşüm’ ise her konuda en kolayı olabileceğini düşündüğüm ‘tek yönlü! ve sabit! bakış açılarının varlığı’ şeklindedir.
Herhangi bir çıkış noktası bulabilme amacı ile çıkılan bir arayış yolunda ‘hemen ve tesadüfen ilk rastlanan yola sığınıp orada kalma eğilimi’ ve yolun tam olarak nereye çıktığını bilmeden ve kestiremeden ‘o yoldan çıkıp gitmeye çalışma sendromu’ olarak tanımlanabilir belki bu durum... O an için en doğrusu budur çünkü ve de orada oyalanarak daha fazla sayıda doğruyu aramaya, daha fazla sorgulama yapmaya gerek yoktur, eldeki mevcut bilgiler sonucu ulaşılmış tek bir doğrunun varlığı yeterlidir. Başka bir arayışta da bu sefer burada tesadüfen rastlanan ve o an mantıklı da gelen herhangi bir yola girip çıkarak buradaki başka ‘tek doğrular’ ile geri besleme yapılıp bir öncekini kesiştirme, birleştirme suretiyle bir ‘mana’ya ulaşılabilir belki. Bu üretilmeyen! ama ulaşılan manayı somutlaştırıp bir maddeye dönüştürme işi de başka sorunsalları beraberinde getirebileceğinden bu durumda da yeni arayışlara sürüklenilmesi! olası...Mutlak bir doğru arayışı her şekilde ve her konuda boşa olacaktır, koşulsuz doğru olduğu sanılan bir çözüm yeni problemleri de beraberinde getirecektir anlamında...
Demek istediğim tasarım problemini baştan iyi irdelemek, önce var olan parçaları birleştirerek bütününü sorgulayıp, çıkarsamaları iyi yapmak, sonrasında da temsil edilmek istenen düşünceyi mekan-zaman boyutu ile birlikte ortaya koymak, dolayısı ile manayı baştan iyi kurgulamak gerekir ki gerçek anlamda üretilen mananın maddeye sonradan eklemlemesine dönmesin durum.
'Biçimin içeriğin uzantısı olduğu’ görüşünü uygulamada ben bu şekilde yorumlarım. Bu görüş günümüz yapı üretim süreçleri ve sürecin 'malum' katılımcıları ile birlikte değerlendirilince, bahsedilen tarzda bir yapı üretiminin uygulanabilitesi ne düzeyde olur o ayrı...
Her türlü düşünceye saygım sonsuz olmakla birlikte son olarak eklemek istediklerim şunlar;
Sayın ssss,
1- 'Boş laflar’ nitelemesi mimarinin(hangi mimari!) içinin sırf düşünsel boyutta herhangi bir sözle boşaltılabileceği kaygısının bir sonucu mudur?..
...ve de kimin düşüncesinde -İnsan ya da insanlar(piyasalar)*?..
2- Mimarlığın içi öncesinde bu kadar boşaltıldı da mı herhangi bir sözle bu kadar çabuk boşalıyor?
...Hele ki sonradan ‘manalandırma’ çabalarının(arayış değil) ya da ‘manasızlığın’ bolca hüküm sürdüğü yaşanılır! olması gereken yakın yapay çevremizde çok sayıda mimari ürünün(mimari eserin değil!) bu şekilde maddeye dönüştüğü gerçeğinin hiç de azımsanamayacak boyutlarda olduğunu kendi adıma düşünür iken…
Sizin bildiğiniz, benim bilemediğim veya şu an için akıl edemediğim Türkiye’de son yıllarda ortaya konmuş 'sizin inandığınız! bağlamdaki! hakiki! mananın maddeye dönüştüğü' bir yapay çevre ya da en azından tekil bir yapı örneklemesi yapabilirseniz, günümüz ortamında mimarlık ürününün ‘pazarlanabilir bir meta' olduğu konusunda yanılgımı 'kısmen' kabullenmekle kalmaz, mimarlığımız adına da olsa olsa sevinirim.
Saygılar.
* "Learning From Las Vegas" kitabından alıntıladığım bu kavramlar kitapta modern mimarlık sorgulamasında bir ayrım yapmak amacı ile 'İnsan için inşa' & 'insanlar(piyasalar) için inşa' şeklinde kullanılmıştır. Yanlış anlaşılma olmaması açısından belirtmek gerektiğini düşündüm :)
|
|
|