Fikirlerinizin çoğuna katılıyorum.Bütün bunları söylerken hala birçok üniversitemizde bilgisayar destekli tasarıma karşı çıkan bazı öğretim üyeleri, öğretim görevlilerinin bulunduğunu hatırlatırım. Bu kabul edilebilir mi?Toplumlar ve mimarlık 'canlı' dır. Doğar, büyür , gelişir ve ölürler. Yeniden doğar, büyür, gelişirler , farklı yaşamlar meydana getirirler. Bizim 'mimari' sürecimiz ise sanırım Dünya'da en garip büyüyenlerden.Şimdiki mimarlığımızı radyoaktif etki altında mutasyona uğramış bir beden gibi görüyorum . Bu durumda organizmanın birçok garip uzulu ortaya çıkmış. Baktığınızda bir bütün göremiyorsunuz ve bu sizi gergin , sinirli fakat dinamik bi tasarımcı yapıyor.Bizim çıkış noktası bulabileceğimiz şey bu 'kaos' sanırım. Herşeyi rasyonele çevirme kaygısı 'bu mutant organizmayı' normal bir canlıya çevirmeye kalkışmak , onu kaybetmemize neden olabilir. Mutant olsa bile bu organizmayı böyle kabul edip onu Nothingam'ın Kambur'u gibi hayata döndürmeliyiz. Yani bizim en güçlü bağlamımız kendi kaosumuz olmalı. Ancak bu şekilde gerçekleşen tasarımlar birşey ifade edecektir. Aksi halde mükemmel vücutlu Avrupalı arkadaşına benzemeye çalışan 'zavallı'oluruz. Peugeot 206 reklamında Hintli arkdaşın yaptığı hurda 206 gibi.
