08-03-2008, 21:43
|
#13
|
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 14-12-2004
Mesaj: 60
|
Alıntı:
Orijinal metin RedRapsody tarafından gönderilmiş
Mesele bunların projelendirmesinden çok ŞANTİYE'ye doğru aktarılmasında yatıyor. Projelendirme konusunun çözülebileceğine inanıyorum. Eğrisel bir yüzeyin çok hassas ölçme teknikleriyle ve kusursuz bitirme işçiliğiyle hayata geçirilebileceği malum. Sıva ile düzeltilemeyecek işleri yapabilecek ekipler çok az. Ara eleman sıkıntısı yani...
|
Bu tür konular ne zaman tartışılsa, konu ister istemez ‘biz neden bu tür yapılar inşa edemiyoruz’a geliyor ve yorumlamaya başlayınca da her konuda olduğu gibi topu başkalarına atmak en kolayı oluyor.
Sorunun kaynağını ileri teknoloji yoksunluğunda, yerli işverenimizin bilinçsizliğinde, yerli ekiplerimizin bu türden işlerde deneyimli olmamasında,vs.. aramaya başladık.
Hatta bizim mimarlarımızın ve tasarımcılarımızın da pekala bu işlerin üstesinden gelebileceğine ve Türk aklımızla herşeyi çözebileceğimize ‘inanmaya’ ya da 'inanmamaya' kadar geldik ne yazık ki....
İnançlarla olmuyor sanırım bu işler....
İleri teknolojilerin kullanım maliyetlerini de bir kenara bırakalım -ithal ettiğimize göre karşılanabilir düzeyde!.., mesele luminanın da dikkat çektiği gibi ‘düşünce ve araştırma yoksulluğu’dur.
Proje üretim süreçlerimizin ve yapım teknolojilerimizin gelişmesi, dolayısı ile de ortaya konan ürünlerin farklılaşması bizzat mimar ve mühendislerimizin sorumluluğundadır.
Tasarım süreci günümüzde mimarın bilgi, görgü ve birikimleriyle sınırlı sezgisel bir süreç olmaktan çıkmıştır ve artık tamamen bilişsel bir süreç olarak tanımlanmaktadır.
Mimarlar tasarım ve uygulama süreçlerinde(ikisi de aynı derecede önemlidir bence -‘projelendirme kısmı kolay’diye kestirip atmamak lazım!) bilişim teknolojilerinin kullanım olanaklarını takip etmek durumundadırlar. Yoksa diğer ülkelerde de zamanında yaşanan ve üstesinden bir anlamda gelinen BDMT(Bilgisayar Destekli Mimari Tasarım) kullanmayan mimarın mesleğini kaybetme tehlikesi kaçınılmaz olacaktır.
Uygulama kısmı daha çok mühendislik işi olduğundan ancak etkin bir mimar-mühendis işbirliği ile yüzyıllardır yapılagelen alışılmış mimari formların da dışına çıkabilen, farklı deneysel mimarlık ürünleri ortaya konulabilir.
Eski dönem mimari akımlarda olduğu gibi biçimsel benzerlikler üzerine değil de, daha çok farklı biçimsellikler türetme eğilimindeki hi-tech mimariye ya da adı artık her neyse, çağımızın mimari eğilimine ancak bu şekilde ayak uydurabiliriz.
Standart mimari üretim süreçlerinin değişimini, dönüşümünü, bu süreçlerin dünyada ne şekillerde yaşandığını, kısacası tarihsel sürecini bilmeden, yakın mimarlık tarihini araştırmadan, ‘biz de bir şekilde yaparız’ yaklaşımını hiç gerçekçi ve doğru bulamadığımı belirtmek isterim.
Bu durumu sürekli övündüğümüz Avrupa’nın en büyük alışveriş merkezini, en büyük adalet sarayı binasını,vb… inşa ederek çözemeyiz. (Bir de anlayamadığım bu büyüklük takıntımız var...)
Dünyada örneklerini gördüğümüz standart olmayan mimari üretimlerin hemen hepsinin bir arka planı vardır.
Mimarlıkta farklı form arayışlarının temelinde mesela, insanın kendi doğasını araştırma isteği vardır. Yapay çevreyi oluştururken doğayı esin kaynağı olarak gören, doğanın kendisinde var olan sayısız biçimi kullanarak yapay üretime dönüştürme çalışmalarının yanında, geçmiş dönemlerin mimari formlarını kullanarak bunlardan yeni biçimler türeten uzman sistemler kurgulanmaktadır.
Konunun yapay zeka destekli tasarım çalışmalarına kadar uzanan bir açılımı yapılabilir...
Mimari tasarımın estetik ve işlevsel yönü inkar edilemez, ancak gerçekten tasarlanmış bir yapının oluşumunda mimardan bir söylem ortaya koyması, insanlara tıpkı doğal dillerde de olduğu gibi kendi dil kuralları ile bir sözcük dağarcığı oluşturarak bir şeyler anlatması beklenmez mi? Kendi mimarlık dilimizin sınırlarını genişletecek olanlar da biz mimarlardan başkası değildir.
Mimar olarak sürekli kendimizi geliştirmek ve farklı disiplinlerle etkileşim içinde olmak durumundayız, en azından derdimizi anlatabilecek kadar da güncel teknoloji bilgisine sahip olmak durumundayız ki sınırlarımızı bilelim ya da aşabilelim...
Bu durumlar düzelmedikçe bir bakmışsınız ki, bu konular üzerine kafa yoran, ciddi araştırmalar yapan, ismi bile prim yapan dünyaca ünlü mimarlar kendi işverenlerimiz tarafından bile hemen yanıbaşlarında duran Türk mimarlara tercih edilir hale geliverir...
|
|
|