Mimdap'ta Mustafa Mutlu tarafından bir kısa yazı yayınlandı. Bu yazı bence son derece önemli sadece mimarlar odası ile sınırlı değil çok daha geniş bir alanı kapsıyor ve bu gün yaşadığımız sağ reaksiyonun da nasıl desteklendiğini anlatıyor. Onun yazısını gözden kaçmaması için buraya aktarmak istiyorum. Ayrıca eklemek istediğim bir onbirinci madde daha var:
Alıntı:
"Azgelişmiş bir ülkede STK’ları işlevsizleştirme ve yoketmenin on yolu:
- Sivil toplum örgütlerini resmi devlet dairelerine çevirmek. STK’lar resmileştikçe güçlendiklerini zannedecekler ve güçlerini kendi üyelerine karşı kullanmaya başlayacaklardır. Bu da muhalefeti arttıracak, ve birleşik olmaları halinde tehlikeli olacak grupların bölünmelerini sağlayacaktır.
- STK’larda her türlü muhalefeti, bozuk düzenin bir uzantısı olarak göstermek. Böylelikle, ilerde STK’ların yönetimlerinden şikayetler arttıkça bozuk düzenin de prim yapması sağlanacaktır. Bu “yetişin bizi kurtarın” aşamasına kadar gidecektir.
- STK’ları maddi olanaklara boğmak. Zaten yetersiz olan mali öz denetimleri nedeniyle, yapıları çürümeye elverişlidir; maddi nedenlerle çürüme başladığı zaman ideoloji ve toplumsal roller de çürümektedir. Maddi varlıkları arttıkça, bozuk düzen ile daha iyi entegre olacaklar, resmi söylemlerini de adapte edemeyecekleri, değiştiremeyecekleri için resmi söylemlerini , ideolojilerini kendileri batıracaklardır. (Bkz. bazı kooperatifler, STK'lar, meslek kuruluşları, sendikalar...)
- STK yöneticilerinin güçlerini kötüye kullanmalarına göz yummak hatta teşvik etmek. Böylelikle bir süre sonra bozuk düzenin kurumlarının doğru ve kurtarıcı gibi algılanmalarını sağlamak. Örneğin siyasilerin mantıken anlaşılmaz bir şekilde göz yumduğu ivazlı ivazsız bağışlar, yerel yönetimlerin ve onların arkasındaki siyasi hareketlerin halkın gözündeki tüm kredilerini kaybetmesi için yeterli olmuştur.
- STK’Larda ağalık sistemine göz yummak. Her türlü tekelciliğe göz yummak hatta destek olmak. Kuruluşu ayrıcalıklara boğmak. Bu hem gücün kişisel yada grupsal amaçlarla kötüye kullanılmasını sağlayacak, hemde muhalefette olması gereken örgütleri gizlice iktidar yanlısı hale getirecektir.
- STK’larda demokrasinin işlemesine engel olmak.STK’ların hem konumlarını hem de etkinliklerini en çok güçlendirecek şey demokrasidir ve bu bozuk düzen için en büyük tehlikedir. Böylelikle yapı bölünmüş, kendi kendisiyle mücadele eder durumda kalacak muhafetteki gücünü yitirecektir. Temsiliyetin olmamasını sağlamak. Ve söz konusu olan bir sol kuruluş ise bunu “ bu kadar demokrasiye gerek yok, biz toplumu zaten koruyoruz” noktasına taşıtmak. Bu hem yapıyı son derece güçsüz hale getirecektir, hem de yapının etik meşruiyetini yitirmesine neden olacaktır. Bu da onu bozuk düzene entegre edecektir.
- Olabildiğince fazla bölünme noktası yakalamak ve bunların canlı tutulmasını sağlamak. Kültürel yapı, siyasi düşünce, etnik köken, eğitim durumu, gelir durumu … bunların hepsi bölünme için etkili bir şekilde kullanılabilir. Böylece bir arada bulunması gerekenler arasında ayrım sağlanacaktır.
- Maddi çıkar noktaları yaratmak, yöneticilere bunları birer ayrıcalık olarak sunmak. Böylelikle yönetenlerin sisteme gizlice entegre olmaları kolaylaşır. Hem ayrıcalıklarını korumak için muhaliflere en sert tepkileri verecek, hem bütünleşmelere ve güçlenmelere engel olacak hem de onlara haketmedikleri olanakları sağlayan bozuk düzene bağlanmaları sağlanacaktır.
- Genel kurul ve Seçim dönemlerinde etik çizgiyi kaybetmelerine olanak sağlamak. Bu yapıyı bölmenin etkisizleştirmenin en iyi yöntemidir.
- Seçimler sonunda biz kazandık diye coşmalarını, bir düşmanı bertaraf etmiş olmalarını kutlamalarını sağlamak. Böylelikle her türlü uzlaşma ihtimali de ortadan kalkmış olur.
Türkiye'de sistem sendikları, sivil toplum örgütlerini hatta yerel yönetimleri... bu yolları etkin kullanarak kendisine bağladı. Mimarlar Odasının şirketleşmesinin işaretleri gelmeye başladı. SMG başlı başına bir tekele dönüşmüş durumda... Bunlar yöneticiler açısından olmasa da mimarlık açısından olumsuz gelişmeler. Tüm bu tartışmalar bana Aziz Nesin'in 1973 yılında yazdığı Grev isimli uzun hikayesini ve bu hikayeden sonra ona savaş açan sendikaların durumunu anımsattı. MİM de biraz Aziz Nesin'in 1973 yılındaki durumuna benzer bir konumda gördüm.
Sonucu merak ediyorsanız hatırlatayım. Aziz Nesin son derece haklı çıkmıştı.
Saygılarımla
Mustafa Mutlu"
|
Bu yazıya bence bir 11 madde daha eklenmeli.
11.Yeni çözümler üretmeden, hatta üretmekten kaçınarak getirilen her öneriye kısmen değil tamamen karşı çıkmalarını sağlamak. Böylelikle felaket geldiğinde sadece binaları değil STK'ları da yıkar. Örneğin, "depremini bekleyen kentlerde" "kentsel dönüşüm" kavramına alternatif üretmeden karşı çıkmak gibi...
Bu arada bilen varmı? Mimarlar Odasının demirbaş yönetimleri hala kendilerini STK sayıyor mu? Yoksa yarı resmi devlet kuruluşu olmak daha mı devrimci geliyor?