Bazı kişilerin bildiği ama çoğu kimsenin bilmediği ve konumum gereği size ilginç gelebilecek bir şeyi paylaşmak istiyorum. Mimarlar Odası'na üye değilim, hiç olmadım. Neden olmadığımı bugüne kadar pek sorgulama gereği hissetmemiştim. Belki de günümüzde seçilmişlerin yönetiminde, temsile dayalı sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin artık lüzumsuz olduğuna inandığım içindir. Mimarlar Odası seçimleri nedeni ile yakın çevremde hareketlenen hava nedeni ile bu konuyu yeniden düşünmeye başladığımı farkettim. Bunu sizinle de paylaşmak istiyorum.
1994 senesinde İTÜ Mimarlık Fakültesi, mimar olduğuma dair bir diploma verdi. Artık madem bir mesleğim olduğu tescillendiyse, mesleğimin odasına gidip kayıt olmam bekleniyordu herhalde. Ama olmadım, olma gereği hissetmedim, ihtiyacım da olmadı.
Öncelikle beni mimar olarak yetkilendiren bir okuldan mezun olduktan sonra, beni ikinci bir kez tescil etmesi gereken bir kurumun varlık nedenini çözememiştim. "İmza yetkisi" denen bu paye ile fazla da işim olmadığı için üstüne düşmedim.
Bir şekilde mimarlık üretiminin farklı alanlarında 13 yıl boyunca çalıştım. Bir serbest mimarlık ofisinde çalıştım, sonra bir diğerinde, ardından bir başkasında. Bir süre mezun olduğum okulda Araştırma Görevlisi olarak çalıştım. Bir arkadaşımla bir fabrika binası tasarlama şansını yakaladık. Daha da iyisi bunu inşa etme lüksüne kavuştuk. Şantiyecilikten sonra bir başka serbest mimarlık ofisinde müstakil konut projelerinde, bir diğerinde rölöve ve restorasyon uygulamalarında çalıştım. İyi kötü bir çeşitlilik yarattığımı düşündüğüm anda iki arkadaşımla Arkitera Mimarlık Merkezi'ni kurma kararı aldım. 7 yıldır da bu merkezin kurucu ortaklarından ve yöneticilerinden biri olarak Türkiye'deki mimarlık ortamının ortasındayım.
Hala Mimarlar Odası’na üye olmam gerektiğini hissetmiyorum. Neden?
1-Birinci nedenin, gayet pragmatik bir açıklaması var. İhtiyacım yok. (Mimar olduğum halde odaya ihtiyacım olmamasını Mimarlar Odasının yeni yönetimi sorgular umarım. Bu arada unutmadan yazayım, bugüne dek Mimarlar Odası’ndan hiç kimse bana gelip de “neden üyemiz değilsiniz “ diye sormadı. Türkiye’de yedi yıldır varlık gösteren tek mimarlık merkezinin bir yöneticisi olarak böyle bir soru ile karşılaşmamış olmam da ilginç tabi.)
2-Bir gruba dahil olma, benimseme, takım tutma, cemaat seçme, taraftar olma konusunda kişisel olarak problemim var, kabul ediyorum. Yönetiminin değişmesini beklediğim Mimarlar Odası seçimlerini, desteklediğim grup kazansa da Mimarlar Odası’na üye olmayı sorgulamayı devam edeceğim, ve büyük ihtimalle de olmayacağım. Temsile dayalı bu kadar geniş katılımlı gruplarda üye olup da kararlarda söz ve irade sahibi olamamanın yarattığı huzursuzluk bu üyelik mekanizmasını benim için yeterince lüzumsuz kılıyor zaten.
3-Öte yandan bunu kabul ederek üye olsam bile, üyesi olduğum grubun icraatlarının hepsini dolaylı olarak kabullenmiş sayılmam, bana korkunç bir yaptırım olarak görünüyor. Örnek vereyim: Her ne kadar pek çok sorunlu kamusal projede, yürütmeyi durdurma ve iptal davası açan Mimarlar Odası’nı prensipte haklı bulsam da, bu dava açma kararlarını almadan önce üyelerine danışmadığı ve konuyu tartışmaya açmadığı için, üyelerine totaliter bir yaptırımda bulunduğunu düşünüyorum. Üyesi olmadığım halde Mimarlar Odası’nın icraatlarından dolayı tanıdıklarımın beni sorgulaması ve sorumlu tutması ve benim buna verecek bir cevabımın olmaması, üye olduğumda da değişmeyecekti.
Tüm bu nedenleri ve burada sayamadıklarımı da bir kenara kaldırıp tekrar neden üye olmadığımı sorgularsam da yanıt şu olabilir herhalde: Ertuğ Uçar’ın dediklerine katılıyorum sonuna dek. Kendimi bildim bileli Mimarlar Odası’nın üstüne yapışmış bir resim var. Mimar olmadığım bir tanıdığımla Mimarlar Odası’na gitsem (bırakın müşteri ile gitmeyi) o rezil zevksiz mekanlar, sigaradan sararmış mobilyalar, içerideki asık suratlı, “Ören Bayan” memurlar, bir mimar olarak benim hakkımda epeyce bir yanlış kanı oluşturacaktır başkalarına.
Mimarlar Odası tablosunun sözel dili de bana öyle garip öyle tuhaf geliyor ki, bırakın bir kısmını sahiplenmeyi, tüm aklımı fikrimi vererek okusam da bana hiç bir şey ifade etmeyen bu kadar yuvarlak laflar nasıl oluyor da ard arda geliyor diye düşünmekten başka bir şey düşünemiyorum. Hadi bunu da geçtim ve bir şekilde “kültürel değerlerimiz”, “küresel anamalcı sistem”, “insanı merkeze almak”, “aydınlık ve barış için demokrasi” gibi bir dolu benzer anlamsız jargona hakim oldum.
Sonra ne olacak? Ben bu kişilerle mimarlık konuşabileceğim mi? Gidip Aaron Betsky’i biliyor musunuz desem eminim “ O da kim, bize üye mi?” diye sorarlar. Sürekli “kültürel değerlerimize” uygun, “küresel anamalcı sistem”e karşı çıkan ve “insanı merkeze alan” (sürekli hayvanat bahçesi tasarlamıyorsak bu terim de manasız derecede komik oluyor tabi) mimarlık eserleri üzerine mi konuşacağız? Nedir ki böyle bir mimarlık? Türkiye’nin her tarafında Safranbolu evleri gibi yapılar mı olsun diyeceğim? Benzin istasyonlarına kubbe koyup trafoları konak şeklinde boyamam mı gerekecek? Güncel mimarlık kültüründen bu kadar kopuk, kopuk olduğu kadar da Gehry’i, Hadid’i, Koolhaas’ı “küresel anamalcı sistem”in kahpe aktörleri olarak gören, onları davet edip görüşlerini sunma imkanı verdiğimiz bizi de “kahpe işbirlikçi” sayan, uluslararası bağlantıları ve vizyonu eski demirperde ülkelerinden bile zayıf bir anlayışla neyi paylaşabilirim ki?
Peki neden “Mimarlık için Mimarlar” grubunu destekliyorum, üstelik her şekilde odaya üye olmayı ve meslek odalarının varlıklarını hala ciddi şekilde sorguluyorsam.
- Çünkü kendimi bildim bileli var olan tozlu, ne dediğini anlamadığım, sürekli aynı şeyi söyleyen bir cızırtı yerine, yeni, enerjik, daha net bir titreşim olduğu için,
- ·Dünyaya küs ve sürekli söylenen yaşlı bir anlayış yerine, dünyayı anlamaya ve algılamaya açık bir anlayış olduğu için,
- Aynı düşünmeyeni karalayan zihniyet yerine, farklı düşünene değer veren bir anlayış olduğu için,
- Koruma paranoyası yerine değişimin potansiyellerini ve yaratacağı değerleri tartışabildiği için,
- Yeni, farklı ve yadırgayabileceğimiz şeyler üretmenin ne kadar değerli olduğunu savunan insanlar olduğu için,
- Seçime katılacak üyeler için bir başka alternatif oluşturabildiği için,
Ve belki de en önemlisi
- “Bir şey olmayı arzulayanlar” yerine “Bir şey yapmayı isteyenler” olduğu için,
Üyesi olmayacak olsam da Mimarlar Odası yönetimine gelmesi için “Mimarlık için Mimarlar” grubunu destekliyorum.