|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 08-09-2001
Mesaj: 243
|
Tahsilli Cehaletin Cinneti
Tanıl Bora'yı severim. Daha doğru bir deyişle yazdıklarını beğenirim, kendisini hiç tanımadım. Bütün bu tartışmalar, atışmalar, demeçler, suali olmadan verilen cevapları bu forumda okurken karışan düşüncelerimi toparlamamda bana yardımcı olan bir yazısına rastgeldim. Gerçi Bora'nın Birikim Dergisi'nin 211. sayısında yayınladığı " Tahsilli Cehaletin Cinneti" başlıklı bu yazısı Orhan Pamuk etrafından dönen milliyetçilik tartışmalarına yönelik bir cevap olsa da, burada bazı terimlerin yerine bugün yaşadığımız Mimarlar Odası seçimleri sürecinde duymakta olduğumuz bazı terimleri yerleştirsek (AKP'li olmak, rantçı olmak, demokrat olmamak...siz çoğaltabilirsiniz) de bu metin anlamından pek de fazla bir şey kaybetmiyor. Çok ilginç değil midir ki, artık yeni muhafazakarlığın hangi taraftan karşımıza çıkacağını kestiremiyorsunuz. Tanıl Bora'nın bu metnindeki ilk iki paragrafını bu yüzden beni son günlerde çok şaşırtan Behiç Ak'a ve hiç şaşırtmayan Mimarlar Odası'nın mevcut yönetimine adamak istiyorum:
Alıntı:
"OKUR-YAZARLARIN FANATİZMİ
Konu her ne olursa olsun, burada aynı zihniyet kalıbının, aynı söylemin işlediğini görüyoruz. Bulunabilecek en ileri mantık bağıntısı, komplo teoremleridir. Hedef alınan şahsiyet veya şahsiyetlerin ‘objektif’ hıyanetini, -mümkünse Kürtlük, Ermenilik, Sabetaycılık türü bir soy-sop ‘bozukluğu’ veya bir “dış mihrakla” (Amerika-Avrupa) bağı üzerinden-, ifşâ etmekten öte bir ‘argümantasyona’ ihtiyaç duyulmuyor. Herhangi bir konunun kendi bağlamı, kendi nesnelliği içinde mütalaa edilmesinin yolu baştan kapanıyor böylece. Ufûnet yüklü bir söylem bu aynı zamanda. Komplo teoremlerinin hiçbir şeyi açıkta bırakmayan kahredici kurgusu altında her türlü öznellik ve ‘yapıcılık’ ihtimalini peşinen iptal eden, ‘irade-i cüz’ü hiçleştiren bakış açısı, muazzam bir acz duygusu, ona bağlı olarak da muazzam hınç ve negatif enerji üretiyor. Bu söylem, hamâsî bir dille bütünleniyor. Savlar değil, menşei belirsiz birtakım anekdotlar veya kudsî sayılan kişilerden (başta Atatürk) alıntılar konuşuyor. Uğur Mumcu’nun ünlü “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” tarifini de aşan bir durum bu: İyi kötü bir “fikir” sahibi olmadan, kanaat ve tavır sahibi olanlar konuşuyor! İçeriklerden önce, bilgiyle, fikirle ve sözle kurulan ilişkide faşizan bir tutum hüküm sürüyor. Daha fiyakalı hamâset yapmanın, daha ağır konuşmanın cezbesi, fanatizmi teşvik ediyor. Bilhassa sanal âlemin yalan yanlış anekdotları, sözümona parlak habis lâfları çoğaltmaya elveren yayılma hızı ve yüz yüze iletişimin sağlayabileceği empati ihtimalini yok eden kışkırtıcılığıyla, bu fanatizm narsistik bir yankıyla pervasızlaşıyor.
Burada dikkat edilecek olan, sadece milliyetçi&ulusalcı partilerin, yayınların, çevrelerin, kanaat önderlerinin ‘örgütlü’ tepkileri değil. Bu çevrelere angaje olanların dışında, böylesi tepkileri kendi ilişki ağları içinde -çoğunlukla internet üzerinden- dolaşıma sokmayı refleks haline getirmiş ‘münferit’ kişilerden oluşan genişçe bir ‘taban’ var… Temel vasıflarından birisi okur-yazarlık olan bir toplumsal taban bu. Okuma-yazmayla ilişkileri, ortalama “Türk insanı”ndan, “halkımız” diye anılan insanlardan biraz daha ileri.1 Söz konusu tepkilerin, -az evvel değindik-, ayrıcalıklı mecrasının internet ve elektronik posta zincirleri olmasından da çıkarsayabilirsiniz bunu. Bilgisayara âşinâlığı olan, elektronik posta yazıp yollayabilen birileri söz konusu olduğuna göre, umumiyetle ‘orta sınıf’ mensuplarından müteşekkil bir toplumsal profille karşı karşıyayız. “Elit” okulların, üniversite üyelerinin, tahsilli meslek erbâbının oluşturduğu elektronik posta gruplarının mensuplarının sürekli tecrübe ettiği gibi, en azından kültürel sermayeye temellük itibarıyla üst-orta sınıf olarak konumlandırılabilecek kesimler de, milliyetçi&ulusalcı reaksiyonun etki alanında bulunuyorlar. Tahsilli meslek erbâbının korporasyon örgütlerinde son yıllarda yaşanan iklim değişikliği de, -son olarak geçen ay yapılan büyük baro seçimlerinde milliyetçi&ulusalcı grupların kazandığı ağırlık-, buna delâlet ediyor. Bu okumuş-yazmış zümrelerdeki fanatizm ve medeniyetsizleşme, had safhadadır. Herhangi bir konuyu sükûnetle ve aklî savlara dayanarak tartışma girişiminin, Mustafa Kemal’den bir alıntı, bir Çanakkale anekdotu veya içinde “hain”, “aymaz”, “satılmış” kelimelerinden en az birisi geçen hamâsî efelenmelerle püskürtülme ihtimalinin bu tahsilli, ‘elit’ muhitlerde bilhassa yüksek olduğuna tanıklık edebilecek çok insan var!"...
|
|