|
Mimar(liğ)in Toplumsal Rolü
24 - 25 Kasım 2007 tarihleri arasında İstanbul Mimarlar Odası'nın Muğla'da düzenlediği "Toplum, Mimarlık ve İstihdam Politikalarına Bakış" isimli buluşmada Muğla Üniversitesi'nden Hatice Kurtuluş bir sunum yapmıştı. Öncelikle bu sunumu notlararıma bakarak özetlemeye çalışacağım (Umarım doğru aktarabilirim. Eğer bir yanlış anlam oluşursa sorumluluk tümden bana aittir):
"Mimarlık mesleği neoliberal politikalar ile önemli bir değişim geçirmiştir. Daha önce kamusal faydayı gözeten, kenti düşünen ve üretim sürecine dahil olan bir etkinlik alanı iken yeni küresel sermaye evreninde sadece bir tasarım eylemine ve mesleğe indirgenmiştir. 19. yüzyıla baktığımızda mimarlığın daha çok devletin yanında olduğu görülür. Büyük kentsel dönüşüm projelerinde bir aktör olarak ön plana çıkar (Hausmann'ın Paris planı bizde ise gecikme ile Menderes zamanında olduğu gibi). 20. yüzyılın ilk yarısında Keynesgen politikaların etkisi ile sınıf temelli ve özellikle orta sınıf banliyölerinin üretiminde öncü bir aktör rolünü üstlenir. Bugüne gelindiğinde ise mimar(lığ)ın sermaye eliti ile beraber olduğu, bu elite ait kapalı topluluklar (gated communities), büyük iş ve alışveriş merkezlerinin ve sermaye akışını kolaylaştırmayı amaçlayan ve kentsel dönüşüm projesi olarak sunulan üretimlerin içinde yer almaktadır. Ancak tüm bu üretimin daha öncekilerden farkı, her zaman kamusal faydayı gözeten ve bu konuda düşünen, kavramsal çerçeveler üreten mimarlığın artık kendisini yeniden üretemediği bir noktaya gelinmiştir. Bu şekli ile, her zaman belirli bir metafiziği, felsefesi olan mimarlık sadece bir mesleğe ve tasarım eylemine indirgenmiştir. Mimarlığın acilen yeni bir ütopyaya ihtiyacı vardır!"
Bugün burada olana baktığımda, bir yanda biraz demode, değişime ayak uydurmakta zorlanan bir oda örgütlenmesi, diğer yanda da artık kendisine dar gelen bir giysi içinde sıkışmış bir meslek grubunun talepleri var. Ancak hiç birşey siyah ve beyaz değildir. Hayat grinin tonlarından oluşur. Bana şu an olan şey "küvetteki su ile beraber içindeki bebeğin de dökülmesi" (Habermas bu cümleyi bir yerde çok daha iyi kullanmıştı ama tam şeklini bulamadım) gibi geliyor. Evet mevcut bir oda örgütlenmesi vardır ve bu giysi dar gelmektedir ama odanın şimdiye kadar yarattığı değerin tümden yok sayılması da bana oldukça tehlikeli geliyor. Sakin bir kafa ile düşünmek yerine şu an ortalıkta sloganlar uçuşuyor. Eğer değişim kaçınılmaz ve oda bugün işlevsizleşmişse değişim olmalıdır. Ama bu ani bir heyecanla değil, programlı, hedefleri belirli, nerede durduğunu ve ne yapmak istediğini bilen bir tavır içinde olmalı. Açıkcası "mimarlığa yol açın" oluşumu fazla heyecanlı, programını daha çok mevcut odanın yapmadıkları üstüne kuran ve biraz karalama kokan (facebook'a konan karikatürlerin çok çirkin) bir tavır içerisinde. Acaba manifestovari metnin altına isimlerini koyanlar bu tavrı gerçekten onaylıyorlar mı yoksa her şey biraz kontrolden mi çıktı? Ortada yeni yönetime aday olanların isimleri, yeni ve özgün bir politikanın belgeleri olsa çok daha tatmin edici ve kuşkuları ortadan kaldırıcı olacaktır. Sonuç olarak hepimiz 27 ocakda oy kullanalım ama neye, ne amaçla oy verdiğimiz konusu keşke daha net olabilseydi.
Seçim sonucunu bilemem ama mevcut yönetim kalırsa tüm bu güçlü talepleri dikkate almak ve acilen kendisini yeniden ve tüm üyelerini kapsayacak şekilde kurgulaması gerekecek. Eğer "mimarlığa yol açın" oluşumunun desteklediği bir yönetim gelirse de sadece reaksiyonel olmamalı, özgün programını gerçekleştirmesi, mimarlığın toplumsal rolünü ve saygınlığını gözeten bir politika üreterek arkasına almayı umduğu destek grubunu hayal kırıklığına uğratmaması gerekecek. Her iki halde de mimarlık adına olumlu şeyler olacağını umuyorum.
Herkese başarılar...
|