Tek Mesaj Görüntüle
Eski 19-01-2008, 22:37   #20
Haydar Karabey
Diyalog Konugu
 
Haydar Karabey'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 38
“SEVİYEYİ YÜKSELTELİM”
VEYA
“BİRAZ DA BUNLARI KONUŞABİLSEYDİK”

Bu yazı, Mimarlar Odası M.Y. Kurulunun, 25.02.2001 tarihinde, istanbul’da gerçekleştirdiği “serbest mimarlık alanında sorunlar ve odanın işlevi” konulu toplantıya sunulmuştur. Aradan geçen 7 (yedi) yıla karşın, aşağıda dile getirilen konuların ele alınmadığını, sorunların hiç birinin çözülemediğini ve giderek arttığını üzülerek gözlemliyoruz. Geçen süre içinde ne yazık ki “sen-ben-öteki” derken mimarlık dünyamız sürekli seviye yitiriyor. Tartışma konularına biraz daha içerik katabilmek için saygılarımızla ilgililerin dikkatlerine sunarız…

Haydar Karabey

“REEL” MİMARLIĞIN GÜNCEL SORUNLARI, MESLEK ODASININ YAPABİLECEKLERİ .
HAYDAR KARABEY

1- Kimiz bilmiyoruz:

Meslek profilimizin güncellenmesine ve meslektaşlarımızla ilgili nicel ve nitel bilgilere ihtiyacımız var. Bu, mimarları ve faaliyet alanlarını kapsayan bir anket, soruşturma, çalışmasını gerektiriyor (bu konuda, işbirliği önerimiz: profesyonel bir halkla ilişkiler firması ile ilkşiki kurmaktır).
Bu çalışma en azından, şu bilgilere ulaşmak amacını taşımalıdır:

Kaç kayıtlı meslekdaşımız var,
Bu mimarların kaçı meslek ve meslek ile ilişkili faaliyet alanında,
Hangi kategorilerde çalışıyorlar,
Büro koşul ve boyutları nedir,
Yatay ilişkilerimiz için, aktif meslekdaşların dökümü ve adresleri…

ÖRNEĞİN: 30000 e yakın mimardan;
Mimarlık dünyasında, “bildiklerinizi” sayın denince akla gelen: 50?
Serbest, büro yöneten, ortaklık içinde olan: 2000?
Müteahhitlere bağlı bürolarda çalışan, isimsiz: 1000?
Kamuda çalışan: 2000?
Öğretim elemanı: 1000?
İlgili ticari faaliyetlerde bulunan: 3000?
Başka işlerde çalışan: 10000?
İşsiz: 20000?
midir?
2- SAYGINLIĞIMIZI YİTİRDİK, POLİTİKA, SÖYLEM VE YÖNTEMLERİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİN:

Meslek odasından, söylemlerinde, meslek prestijini gözetmesini ve uygulama alanı ile barışık ilişkiler kurmasını istiyoruz. Günümüzde, mimarlar arasında, ayrımcılık, ileri düzeye ulaşmış, “piyasa mimarı” diye küçümseyici bir tanım duyulur olmuştur.
Mimarlar odası, mimarları; “rant üreticilerin, yağmacıların kirli araçları” olarak sunmaktan kaçınmalı veya mimarlığı ve yapı faaliyetlerini bu anlama gelecek üsluptaki tanımlamalarından vazgeçmelidir.
Red, kirlilik, yağma söylemini sona erdirmek (veya siyaseten varlığını sürdürebilmek için illa böyle diskurlar gerekiyorsa, bu tür deyimleri yerinde kullanmak, yargısız infazlar yapmamak), kamuoyu karşısında mimarlığı yeniden prestijli konuma çekebilmek için artık, çağdaş “halkla ilişkiler” yöntemlerini kullanmak gerektiğini düşünüyorum.
Bence, safça bir iyiniyetten veya bir tür popülist konumlanma kaygısından, veya bilinçli bir politik tavırdan kaynaklanan bu söylem, ters etki yapmış ve her kategoriden işveren, artık mimarlar ile dürüst ilişkiler kuramayacaklarını düşünür hale gelmiştir.

Türkiye’de dürüst yöntemler ile, düzeyli ve çağdaş mimari üretim yapılamadığını mı düşünüyoruz?
Kamuoyuna, mimarlara, özellikle de yaşama umutla bakmasını beklediğimiz genç meslekdaşlara; “Türkiye’de de nitelikli, insan ve toplum yararına çözümler üretebilen, çevre duyarlığı olan çağdaş mimarlık” (da) yapılabildiğini göstermek, Mimarlar Odasının asal görevlerinden biri değil midir?

Mimarlar Odasının “Sürekli karşı çıkan- alternatif üretmeyen”, “ yapıcı değil- yıkıcı” imajını (öyledir demiyorum, dikkat ediniz, “imaj” diyorum) silebilmek için, Kent ve Kamu yararına “alternatif” projeler üretilerek kamuoyunda tartışmaya açılmalıdır.
Bunun için, her geçen gün artan, genç ve nitelikli mimar potansiyeli, küçük bütçeli bir seri fikir projesi konkurları ile yönlendirilebilir.
Benzer nedenler ile, Mimarlar Odası, benzer konulardaki dernek ve vakıflarla rakip olmayan ilişkiler kurmalıdır. Odanın açık bıraktığı boşluğu doldurma çabasında olan bazı kuruluşların, rol kapma yarışına (örneğin, tek başlarına konkur düzenleme) girmesine izin verilmeden işbirliği yolları aranabilir.

Mimarlar Odası, birincil hedeflerinden biri olarak tanımladığı “korumacılık” kavramını, “çağdaş yapı faaliyeti düşmanlığı” anlamına çekilmeyecek biçimde mantıklı bir çerçeveye oturtmalıdır. Bayağı ileri düzeyde tekrarlanan bu söylem; ne yazık ki zaman zaman, mesleğimizin alaya alınmasına bile neden olmaktadır.
Örneğin, deprem sonrası oda yetkililerince verilen demeçler; yıkımda betonarmenin suçlu olduğu, bundan böyle, yapıların ahşap yapılması gerektiği anlamına bile çekilmiştir...(belki de gerçekten bu kastedilmiştir de, ben anlayamıyorum, bilemiyorum!)

Mimarlar Odası bünyesinde, deprem sonrasında bile kurulamayan “herkese açık bir danışma masası” (veya hattı, veya net sitesi) artık hem mimarlara hem de işverenlere, barışık ve güleryüzlü bir hizmet vermek üzere kurulmalıdır (depremler sonrasında, böyle bir danışmanlığı almaya çalışan ancak yanıt alamayan birçok kişi, bizlere ağır eleştiriler yöneltti… Başka bir örnek de şu: hangimiz, mimarım deyince, iç mi dış mı? sorusuyla karşılaşmadık?).

Mimarlar odası, kendine biçtiği birincil misyonlardan birindeki başarı düzeyini ve karşılaştığı engelleri de, bir özeleştiri ile tartışmalıdır: Yasama süreçlerine daha başarılı yöntemler ile katılabilmenin yöntemleri araştırılmalıdır…

Uluslararası mesleki ilişkileri, Bosna- Bulgaristan hattının ötesine yayarak, merkez ülkeler liginde de söz sahibi olma, en azından varolma, sesini duyurma çabası gösterilmelidir. Uluslararası ilişkilerde, istemesek de “marketing” yöntemleri artan biçimde gerekiyor…Bu tür ilişkilerde örnek olarak sunabileceğimiz düzeyde, özgün mimari ürünlerimiz de olduğunu düşünüyorum. Önemli olan, nerede nasıl ilişki kurulabileceğini bilmektir.

Bu bölümdeki kimi eleştiri ve görüşler “ağır” bulunabilir. Bunlar, bizim günlük yaşamdan çıkardığımız sonuçlar. Daha sağlıklı bulgulara ulaşmak için, profesyonel bir kuruluşa, Türkiye’de mimarlar ve Mimarlık hakkında bir “imaj” araştırması yaptırılmasını öneririm.
Korkarım, sonuç, burada anlatılandan daha tatsız çıkabilir.

3- MİMARLARIN SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARI VE KAZANIMLARI İÇİN DE MÜCADELE EDİN:

Dünyada ve Türkiye’de, tüm meslek odaları, üyelerinin sosyal hakları, ekonomik hakları ve ekonomik durumlarıyla ilgilidir. Mimarların, iş alanlarıyla, bu alanın genişletilmesi, zenginleştirilmesiyle ilgili mücadele vermek de Mimarlar odasının görevleri arasında değil midir? İstanbul merkezli ama güler yüzü taşraya yönelik politika yapan arkadaşların zaman zaman Ankara’ya da güçlü mesajlar iletmesi gerektiğini düşünüyorum. Neden Ankara’nın kapısını iş için aşındıran “Oda”lar arasında bizimki yok?
Mimarlığın yetki ve etki alanının genişletilmesi bir yana, yukarıda eleştirdiğimiz olumsuzlama söylemi, bu alanın daraltılmasına yönelik gibi algılanmaktadır.
Haydar Karabey offline   Alıntı Yaparak Yanıtla