|
Sayın Mayaroğlu'na katılmamak elde değil.
Aslında burada "mimarlık için mi mimarlık" yoksa "halk için mi mimarlık" ikilemini tekrarlayıp duruyor muyuz.
Bu sorun "aayy ne de komik, ne de basit cepheler, çok rüküşler" demekle çözülmez elbet. Ancak siyasi irade bunu bastıyorsa burada biraz da abartı eleştiri yapalım ki okuyanlar biraz bir tarafa laf ettiğimizi anlasınlar.
Ben müteahhitlerin de bu şekilde garip binaları artık yavaş yavaş bırakacaklarını zannediyorum. Zaman geçmesi lazım. Camilerde "modernize" arayışların olduğu ya da yavaş yavaş farklı formlara cinayet gibi bakılmadığı zamanlar geldi.
Bu dezenformasyonu hızlandıran ve daha da bozan ise bu belediye ve bunu "Keçiören'i adeta yeniden yarattık" iyi bir şeymiş gibi duyurmalarına bu tepkimiz. İçrenköy Atatürk Mahallesi de bundan farksız ama bu kadar da belirgin ve bilinçli politika ya da saçma sapan bir albümle anılmıyor yine de tek tük bu şekilde binalar yapmayanlara da rastlanıyor.
Ancak Keçiören'de hem de belediye başkanının padişah edası ile yani monarşik yöntemlerle "Benim beğenmediğim cepheyi yapamazsın" despotluğu var. İzin vermiyor yaptırmıyor. Biz modern ve minimal cepheler olsun, olmayan yıklsın demiyoruz. Ama görsel estetiği sağlayanın ortak toplum bilinci olduğunu ve bunu köreltenin bu şekilde albüm çıkaran ve bir şey yaptıklarını zanneden belediye adamları olduğuna inanıyorum.
Toplum bilinci oluşmadan köreltiliyor. Çok üzülüyorum.
İsyanım bunadır.
|