|
Merhaba
Kitsch ve Keçiören konusunda olumsuz düşünce belirtmediğimi sanıyorum, ama yine de mayaroglu'nun mesajı üzerinden tartışmaya katılmak istiyorum.
"Aklın yolu birdir" denilse de, tüm insanlığın aynı değerleri benimsemesi ve aynı mutlak doğruları paylaşmasını bekleyemeyeceğimiz gibi, bir şehrin her yerinin aynı dili konuşmasını da beklememeliyiz. Ortada bir gerçeklik vardır, isteyen doğru ya da yanlış olarak yorumlamakta serbesttir. Keçiören'in kitsch tanımına girdiğini olduğunu kabul etmek, oranın farklı bir gerçeklik olduğunu kabul etmektir. Bunu ortaya koymanın ötesinde nasıl olup da "bir şekilde bu sürecin içine dahil olup verimli katkılar ortaya koyacağımızı" inanın bilemiyorum. Zaten "oradakiler" orada mutlu mesut yaşarken, "diğerleri" de orayı beğenmeyip gitmezken, biz "şehrin her yerinde umutsuzca hak iddia etmeye çalışan mimarlar" ne yapmaya çalışıyoruz? Neyi, neden değiştirmeliyiz? Neyin doğru neyin yanlış, neyin çirkin neyin daha güzel olduğunu bildiğini kim iddia edebilir ve daha önemlisi başkalarına dayatabilir ki?
Ragıp Buluç'la söyleşiden yapılan aktarımdan "Keçiören'deki yöneticiler mimarlara da kapıları açık, ama mimarlar ilgi göstermiyorlar!"ı anlıyorum; oysa ki kişisel düşüncem, bu farklı estetik değerler taşıyan binaların büyük çoğunluğunun altında zaten "mektepli" mimarların imzası olduğudur. Belki de bu mimarlar bu projeleri "aç karnını doyurmak" için değil, gayet de beğendikleri için çizmişlerdir. Sonuçta Türkiye'de verilen mimarlık eğitiminde genelde yüceltilen "modernizm" düşüncesi herkes tarafından kabul görmek zorunda değil ki!
Biraz komple teorisi üretmek gibi olacak ama, Ragıp Buluç'un ("Cumhuriyet kulesi" örneği üzerinden) bu kadar hoşgörü ile karşılanması, acaba kendisinin aynı zamanda "karşıdaki Ankara'nın sembolü Atakule"nin de mimarı olmasından olabilir mi? Belki periferi-çevre, merkeze eklemlenmek, onun tarafından yasallaştırılmak ya da ona onun diliyle karşılık vermek istiyordur? Bu noktada, düşünerek tasarlayan bir mimar olduğunu tahmin ettiğim Ragıp Buluç'un Keçiören gerçeğine böyle bir simge bina tasarlarken neler düşündüğünü, tasarımının çıkış noktalarını çok merak ediyorum.
Kitsch hakkındaki yazılar onu gayet güzel tanımlarken, "sisteme" nasıl dahil edebileceğimizi söylemiyor. Ya da onunla ne yapabileceğimizi... Hele ki koskoca bir semtten bahsediyorsak! Ben şahsen Ankara'ya döndüğümde ilk fırsat elime fotoğraf makinamı alıp Keçiören'de geziye çıkmak istiyorum. Beni şaşırtacak çok şey görmeyi umuyorum; ve eminim BU estetiğe öykünmenin, benzerlerini üretmenin ne kadar zor olacağını "takdir" edeceğim. Hatta belki, bu "bir şeyler anlatma derdindeki" renkli binalardan birinde oturmanın, kuru bir betonarme apartmandan daha keyifli olacağını bile düşüneceğim!
Kişiliksiz ya da biricikliği üzerinde eğreti duran, sıradan, sadece daha fazla kar amacı güdülerek inşaa edilmiş, dışından çok içi önemsenen (hani şu dışı sıvasız, içi kartonpiyer tavanlı) betonarme binaların arkasında göçebe genlerimizden de kaynaklanan bir faydacılık olduğunu düşünegelmişimdir. Keçiören'de ise bir kendini ifade etme çabası var. Acaba anlatılmak isteneni beğenmediğimizden mi nasıl anlatılacağı konusunda yaşanan acemiliği acımasızca eleştiriyoruz?
ps: Sayın mayaroglu, bildirinizi kişisel olarak göndermek yerine, bir siteye koyup buraya link veremez misiniz? Katalogdan da daha fazla örneği görmek mümkün mü acaba? (belki bir albümde)
__________________
"(...)Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum (...)" T. Uyar
En son architurk tarafından düzenlendi : 26-12-2007 13:51.
|