Tek Mesaj Görüntüle
Eski 25-12-2007, 11:26   #15
mayaroglu
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 08-11-2002
Mesaj: 24
Bir Güzelleştirme Projesi: Keçiören*

Sevgili forum üyeleri,

Keçiören’deki gibi örnekleri sadece “kitsch” olarak değerlendirip işin için sıyrılmak bir anlamda kolaycılığa kaçmak olur. Ayrıca bu tip bölgeleri “öteki Ankara” veya “öteki İstanbul”, “öteki İzmir”, ..... “öteki herhangi bir yer diye nitelendirip, kendi yaşadığımız “öteki olmayan şehrimizi” korumak adına katı sınırlar çizmek de sanırım en kolayıdır. Çünkü istendiği takdirde her zaman karşımıza bir “öteki” koyup cephe alabiliriz. Fakat daha zor olanı, biz mimarlar, şehirciler, akademisyenler olarak bir şekilde bu sürecin içine dahil olup verimli katkılar ortaya koymaktır. Bence genelde forumlardaki yorumlarda da ve hatta zaman zaman Mimarlar Odası'nın tavrında da düşülen hatanın, salt negatif eleştiri yöneltmek ve ortadaki durumu dışlamak olduğunu düşünüyorum. Hep gözardı edilen ve bence esas üzerinde durulması gereken nokta ise şudur: Biz eleştirilerimizi kendi profesyonel veya akademisyen penceremizden, kendi değer yargılarımızla yapıyoruz. Gözardı ettiğimiz ise şu; bizim mimar-plancı-akademisyen olarak yerden yere vurduğumuz projeler bölge sakinleri tarafından büyük oranda desteklenip yüceltiliyor. Çünkü 10 sene önce gecekonduda oturup, elektriksiz, susuz yaşayan insanlar bugün "estetik görünümlü" (!) apartmanlarda yaşayıp, şelaler altında gezinip, gül bahçeleri içinde sabah sporu yapıyor. Bu yorumumu lütfen yanlı veya abartı olarak algılamayın. Dünya görüşü ve mimarlık anlayışı olarak ortadaki duruma taban taban zıt fikirleri olan birisi olarak sadece varolan durumu ortaya koymaya çalışıyorum. Bir bölgede 10 sene gibi bir sürede insanların günlük yaşam kaliteleri kendi ölçüleri çerçevesinde bu derece artarsa o projelerin beğenilmesi ve sahiplenilmesi kaçınılmazdır.

Keçiören Cumhuriyet Kulesinin mimarı Ragıp Buluç ile yaptığım bir söyleşide projesinin kabul edilme aşamasını anlatırken şunun üzerinde duruyordu: Diyordu ki, “bu tip yöneticiler her ne kadar cahil olsalar da veya mimari vizyona sahip olmasalar da, mesleğin kendisine ve profesyonelliğine saygı duyuyorlar çünkü mimarların yaratıcı insan olduklarının farkındalar. Dolayısıyla projeleri kabul ettirip uygulamak diğer birçok yerden daha kolay”. Eğer bu yorum gerçekten doğru ise, salt eleştiri yapmak yerine bu açık kapıyı daha da aralayıp sürece dahil olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Mevcut problemler arkasında sadece art niyet aramamak lazımdır, esasında temellerinde bilgi ve tecrübe yetersizliği yatmaktadır. “Yetkili” fakat “Yetkin” olmayan yöneticiler tarafından çözüm olarak öne sürülen uygulamalar birçok alanda problemleri beraberinde getirmektedir. Ayrıca yerel yönetimlere sağlanan ekstra yetkilerle problemlerin kontrolü ve çözümü imkansız hale gelmektedir. Keçiören durumunda artık mekanizma öznesinden bağımsız şekilde hareket etmektedir ve daha önce de belirttiğim gibi artık halk tarafından kabul görüp istenir hale gelen uygulamalara son vermek sadece bu uygulamaları başlatan kişilerin elinde değildir.

Sonuç olarak, şu bir gerçektir ki; Keçiören özgün kimliğini yitirmiştir. 30-40 yıl öncesine kadar bağlarıyla, bağ evleriyle bilinen Keçiören yanlış imar politikaları ve rant kaygısı yüzünden önce birkaç on yıl içinde apartmanlara ve gecekondulara teslim edilip bir beton istilasına uğramıştır. Şimdi ise kentsel estetik ve modern görünüme ulaşmak adına bir güzelleştirme projesi olarak Keçiören, hayali senaryoların sergilendiği bir oyun sahnesi gibi kullanılmaktadır. Hedeflenen kentsel estetik veya modern görünüme olumlu anlamda ulaşılamadığı aşikardır. Fakat biraz önce de belirttiğim gibi bu noktada bize düşen, çözüme ilişkin somut öneriler üretmektir. Politik, sosyal veya kültürel anlaşmazlıkları bir kenara itip yaşadığımız kentin gelişimini etkileyen konularda karar vericilerle işbirliği yapmanın yollarını aramaktır. Keçiören özelinde düşünürsek de, artık kanıksanmış olan bu kentsel çarpıklığı daha çok tartışmaya açmak ve üzerinde projeler üreterek en azından bu kanıksanmışlığı kırmak görevimiz olmalıdır diye düşünüyorum.

Bu uzun yorumumu okuyanlar varsa teşekkürler.

Mert Ayaroğlu


NOT 1: Bu yorumlar, 2003-2004 ders yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesinde Doç.Dr. Ali Cengizkan tarafından açılan ARCH 709 “Housing and Discourse II” dersi kapsamında Keçiören ile ilgili yaptığım araştırma ve paralelinde Kasım 2006'da SANART Derneği tarafından düzenlenen Türkiye Estetik Kongresinde sunduğum aynı başlıklı bildiriden parçalar içermektedir. Bildirinin ve araştırmamın tam metnini ilgilenenlere kişisel olarak gönderebilirim.

NOT 2: Ayasofya, bina cephelerini düzenleyen katalog için "Ben bu katalogu görmek istiyorum. Arkitera Mimarlık Merkezi sonuçta bir basın kurumu. Bunu elde edebilirse çok memnun olacağım. Bu cesaretin "cahil cesareti" olduğunu tahmin ediyorum. Bu katalog beni aydınlatacak." demiş. Şöyle bir cevap vereyim, ortada hayal ettiğiniz gibi bir katalog yok. Belediye başkanının beğendiği binaların amatörce çekilmiş fotoğraflarından oluşan bir fotoğraf albümü var sadece. Hatta 2 sene öncesine kadar bu albümün dijital kopyası bile yoktu, araştırmam sırasında ödünç aldığım bu fotoğrafları tarayıp kendilerine vermiştim.
__________________
mert ayaroglu
mayaroglu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla